Çarşamba, Kasım 22, 2017

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

Pano

 

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

Kardeşlik ve yardımlaşma dini; KAKAİLİK

 

Kardeşlik ve yardımlaşma dini; KAKAİLİK

2012-01-15

 


Röportaj: Kejé Bémal /Denge Kurdistan

 

Birbirlerine bakmayı unutan bireylerden oluşan toplumların, birbirlerinin acılarını, sevinçlerini, iyilik ya da kötülüklerini görme şansı kalmaz. Birbirlerini görmeyen toplumların, birbirine düşman kesilmesi ve gerekçesiz zulümler yapması da böylece kolaylaşır. Çünkü kimse tanıdığı ve anladığına düşman olmaz. İnsanı korkutan ve yok etme güdüsünü kışkırtan bilinmeyene duyduğu tedirginliktir. Sanırım bu emperyalistlerin bizden çok önce farkına vardıkları bir formül olsa gerek ki, canları ne zaman Ortadoğu’yu birbirine kırdırtıp ve bu karışıklıktan çıkan rantiyeyi yemek istese etnik ve çeşitli dini grupları birbirine düşürmekle işe başlarlar. Buna uygun zemini birazda bizim kendimizin dışındaki her inancı ötekileştirmemizden dolayı bulurlar. Ve düşündükleri gibi gelişen planları Ortadoğu’yu kana bularken, Onlar her seferinde sonuca gitmenin vicdansız pervazsızlığıyla yeni katliam ve rant planlarının peşine düşerler.

Sanırım hep beraber bu gidişe ‘’bu dereden bu kadar balık!’’demenin zamanı geldi. Bir Kürd çocuğu olarak ben isterim ki işe Kürdistan’dan başlayalım. Güney Kürdistan hepimizin ortak düşüydü, aynı zamanda benim baktığım yerden öncelikli olarak Kuzey büyük parçanın ve diğer parçaların özgürlüğünün de habercisi. Bu anlamda hepimizin büyük ve özenle bu müjdeci bebeği büyütüp, binlerce yılın bize kattığı i temel değerlerimiz ve erdemimizle yetiştirmemiz lazım!

Bu anlamda kırmızı çizgilerimizden biri Kurdistan’da ki dinlerimiz olmalı. Ulusal kimliğimizin hemen ardından gelen toprak bütünlüğümüz ve bunun içinde yaşayan çeşitli dinlere mensup popülasyonumuz dokunulmazlıklarımızın arasında olmalı ki, sağlam bir temel üzerinden ülkemizi inşa edip birlikte kardeşçe ve özgürce yaşayabilelim.

Meseleyi bu açıdan ele aldığım için size öncelikle kadim dinlerimizden Ezidi’liği tanıtmıştım. Şimdi de ‘’Kakailikle ilgili bir dosya hazırlığı içindeyim. Ana hatları ile bu dinin felsefesini öğrenmeniz açısından en yetkili ağızlardan biri olan Felakettin Kakayi ile yapılan bu röportajın hepinizin kafasındaki ‘’Kakailik nedir?’’sorusuna öncelikli olarak bir cevap olacağı inancını taşıyorum.

Bu röportaj sayesinde hayatıma giren ve ses tonu dahil tüm varlığı ile insana inanılmaz bir rahatlık ve huzur veren Felakettin Kakayi başta olmak üzere, kendisiyle görüşmemi sağlayan Sayın Mesut Tek’e, (üstelik sadece bu röportajdan dolayı değil varlından dolayı), O olmasaydı asla bu röportaj’ın çevrilemeyeceğine inandığım güzel oğlum Ömer Faruk Kaya’ya, son kırk dakikasının çevirisinde benden yardımını esirgemeyen güzel delikanlım Serhat Ayebe’ye, teşekkür yetmeyeceği için teşekkür etmekten vazgeçtim. Sevgiyle hepsini kucaklarım. E hadi okuyup siz de bana teşekkür edin, müthiş yorucu bir süreçten geçti bu röportaj haberiniz olsun!Yok teşekkür etmeyin bana vazgeçtim. Bunun yerine birbirinizi anlayıp, dinleyin ve işgalcilerin oyunlarına karşı birbirinizi kollayıp yücelin!


Nedir Kakailik?

-Kakailiğin çıkışı sırdır. Senkretik yapıda, heterrodoks bir inançtır. Alevilik öğretisine çok yakın, Temizlik, dürüstlük, iyilik ve affedicilik temelleri üzerine şekillenmiş bir öğretidir.

Kakiliği tanımlayan üç isim vardır;Irak’taki isimleri ‘’kakai’’dir. İran’da resmi isimleri ‘’Ehl-i Hak’’tır. Ama asıl isimleri ‘’Kakai’’ya da ‘’Ehl_i Hak’’değil ‘’Yarsan’’dır. ’’Yar’’arkadaş yada yoldaş, ’’san’’toplanma yeri, iskan, halklar topluluğu…Buraya dikkatinizi çekmek isterim çünkü çok önemlidir. Kakailik dini kardeşlik ve yardımlaşma, yarenlik temelleri üzerine yapılandırılmıştır. Toplumun dirlik düzeni için herkes eşit olmalı, zengin-fakir ayrımcılığı olmamalı, kuvvetli ve zayıf arasındaki fark ortadan kaldırılmalıdır. Kakailikte yardımlaşma esastır. Birinin evi, herkesin evi, malı da herkesin malıdır. Bir Kakai diğer bir Kakainin malına göz dikmez, çalmaz. Helal değildir. Sözlü veya fiili olarak korkutmaz. Üzerinde baskı kurmaz. Kakai yani ‘’kardeşlik’’anlamındadır. Yarsan’da içerik olarak benzer anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla kakailer birbirinin kardeşidir ve aralarında kardeşlik hukuku geçerlidir.

Orjininiz, nereye dayanıyor?


-Geriye dönüp baktığımızda günümüze ulaşan belgeleri baz alırsak, Kakailerin köklerinin Zerdüştlüğün ve Miteraizmin köklerine çok yakın olduğunu görürüz.

Bir çok ortak noktaları vardır. Zerdüştlük ve Miteraizim Kürdistan’da İran coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Kakailerin diğer bir bölümü de Brahmanizim ya da Hinduizmle alakalandırılıyor. Yani Hinduizm ve Budizme çok yakın. Ama bence bu saydığım inançların tümü Kakailikten kök alıyor.

Dininiz nasıl şekillendi?

-Hicri 120 senesinde Behlül isimli biri çıkageldi. Behlül-i Dana çok büyük bir veliydi. Dışarıdan divane gibi görünse de çok akıllıydı. Behlül cemaate seslenip, ayinleri modernize eder. İlk metin Kürtçedir(Gorani lehçesi ile) ve şu an var elimizde. Behlül-i Dana’dan sonra Şaxûşin isminde başka biri gelir. Şaxuşin nesep olarak Seyyid Rıza’ya dayanıyor. Ondan sonra yeni bir bölüm daha çıkıyor. Kakailik dönemseldir. Dönem dönemdir yani. Her yeni dönem gelen, kendisi ile beraber yeniliklerle geliyor. Ve nitekim bu süreç böyle devam ederken en son Sultan İshak geliyor. Sultan İshak bu dini büyütüp tazeliyor. Şimdiki sistem Sultan İshak’ın getirdikleri üzerine temellenmiştir.

Bize biraz Sultan İshak’tan bahseder misiniz

-Bir kere her şeyden önce adının önündeki sultanlık sıfatı dünyevi sulta anlamında sultanlık değildi. Ruhani büyüklük anlamında ‘’sultan’’dı. Manevi ve ruhani bir sultanlıktı onunki. Sultan İshak şu andaki sistemi yaklaşık 700 sene önce oluşturdu ve biz onun oluşturduğu son sistem üzerinden hareket ederiz hala.

Kadim Kitabınız var mı?

-Evet şüphesiz bir çok kadim kitabımız var lakin Kakailiğin asıl kutsal kitabı ‘’Serencam’’dır. Sultan İshak tarafından yazılmıştır. 200 sayfadır. Tamamı Hawrami lehçesinde şiir ve metinlerden oluşur. Anlamak biraz zordur çünkü Zerdeşt’in ‘’Avesta’’sına yakın bir dil kullanılmıştır. Yani Avesta dili ve Kürd dili arasında bir geçiş formudur.

Sır tembihli bir öğretiniz olduğunu bilmekle beraber yine de kendimi tutamayıp sorsam? Serencam şiirler ve metinlerden oluşuyor dediniz. Dininizin kuralları mı yazıyor bu şiir ve metinlerde?

-Evet. (‘’Evet’’in tonundan bu konuda daha fazla soru sorma hakkını kendimde bulamadım. )

Ezidilik dini ile paralelliğiniz var mı? Bana sanki bir miktar yakın geldi öğretileriniz.

- Çok yakın tabii. Aslında Kakailere göre Ezidilik Kakailiğin sonradan kopup ayrı düşen koludur.

Ezidiler de sizin için aynı şeyi söyledi. (Gülüşmeler. )

- Evet bir kısım Ezdiler Kakailiğin Ezdiliğin bir kolu olduğu inancını taşıyor. Ama tabii olarak bazı ayrışmalar yada farklılaşmalar vardır. Birinci farklılık dildir. Ezidi’ler Kurmanci, lehçesini kullanırken biz Gorani lehçesini kullanırız. Bir diğeri Kakailiğin 14 kitabı var. En büyükleri Serencam ama başka kitapları da var. Yine çok büyük farklardan biri Ezdilik inancına göre Ezidi doğulur, sonradan sen istesen bile Ezidi olmazsın, yani Ezdiliğin yolu Ezidi doğmayanlara kapalıdır. Ama Kakailikte böyle bir inanç yok. Yolu açıktır. Dileyen Kakai olabilir.

Evlilik açısından durum nasıl? Örneğin Ezdilerde farklı dinlerle evlilik yasak.

-Aslında başlangıçta böyle bir durum yoktu. Ama tabi toplumsal ve cemaatsel olarak var ve gayet de tabii. Müslümanlarla evlenen bir çok Kakai, öte taraftan Kakailelerle evlenen Müslümanlarda var. Az oluyor ama oluyor. Toplum ilerledikçe, kalabalıklaştıkça bu tür evlilikler görülebiliyor. Tabi bu duruma en büyük etken Kakailiğin bu konudaki esnekliği.

Kakailerin nüfus sayıları ve bölgelere göre nüfus dağılımları hakkında bilginiz var mı?

-Tahmini olarak sizi bilgilendirebilirim. Irak’ta yaklaşık 200 bin civarında. Kakai nüfusunun en yoğun olduğu yer İran. Sanırım 7 milyon civarında Kakai var İran’da. Yine rakamını bilememekle beraber Suriye, Afganistan, Tacikistan, Pakistan, Türkiye ilk aklıma gelenler. Coğrafik koşullar yüzünden net olarak Kakai nüfusunu belirleyemiyoruz. Yine bazıları Kakailiklerini ifşa etmekten korkuyorlar.


Bölgelere göre bazıları da kendilerini başka isimlerle ifade ediyorlar. Bazıları Xaksar, bazıları Sarlo, bazıları Çiltem yada kırklar, kimisi Yarsan, Ehli Hak vs olarak isimlendiriyorlar inançlarını. Toplamda ne kadar çok Kakai nüfusu var lakin kendilerini cesurca tanıtacak özgürlükleri yok. Kimisi söylüyor, kimisi suskun kalıyor. O yüzden net nüfusu kimse bilemez.


Türkiye’mi? Orada hiç Kakai görmedim ben.
(Gülümseyerek )


-Doğal. Mesela Alevilerin yaşadığı bazı yerler var. Orada onlara Kakai değil ‘’Kırklar’’diyorlar. Asılları Kakai ama. Mesela Azerbeycan’da varlar. orada da onlara ‘’görenler’’diyorlar. Buradaki ‘’gören’’in ‘’Goran’’dan geldiği apaçıktır. Goraniler kimlerdir? Kakailerdir. Göz gezdirdiğiniz zaman Kakailer epey kalabalıklardır. Bazı yerlerde azınlık, bazı yerlerde çoğunluk olmakla beraber oldukça kalabalık ve dağınık bir nüfusa sahiptirler.

Bu dağınıklığın altında dini bir baskı ve zulüm mü gizli? Neden bu kadar dağınıksınız?


-Aslında Kakailer masum ve barış severdirler. Aynı Aleviler gibi. Hiç kimseyle sorunları olmaz. Kendi hallerinde ibadetlerini yapıp, yaşamlarını idame ettirirler lakin buna rağmen olmadık zulüm ve baskı üzerlerinde denenmiştir. Yıllar süren Irak ve İran’daki geçmiş rejimin yanlış politikaları ve hakim olan dini inancın baskı ve etkinliği yüzünden Kakailik tüm azınlık dinleri gibi çok zor zamanlar geçirdi.


Çoğu zaman gizli kapılar ardında ibadetlerimizi ve dini inancımızı yaşamak zorunda kaldık. 2003 yılına kadar görmediğimiz baskı ve zulüm kalmadı. Köylerimiz boşaltıldı. Can güvenliğimiz tehlikeye girdi. Tutuklamalar yaşadık. Yani çok tatsız olaylar yaşandı. Mesela Kakilerde tıpkı Dersim’dekiler gibi jenoside uğradı. Nasıl bu güne gelindi?Kadının koruyuculuğunda. Erkekler düştüğünde kadınlar korudu. Yani Kejê Xan buraya kadar geldiğine göre ortalama yaşanan baskı ve zulümlerden haberin vardır.

Maalesef var. Okuyucularda haberdar olsun istedim. Yoksa geçmişteki acıları sizlere yeniden hatırlatmak değil niyetim. Bu gün durumunuz nedir? Nispeten daha mı rahatsınız yoksa?

-Şimdi çok çok rahatız. Saddam sonrası kurulan dengelerden sonra rahatladık. Üzerimizdeki kimlik baskısı oldukça azaldı. Kurdistan bizim evimiz. Dolaysıyla Saddam döneminde O’nun zulmünden nasibini alıp köyleri boşaltılan Kakailerin çoğunluğu köylerine geri döndü. Her ne kadar işin zulüm boyutu bitse de, azınlıklar açısından işin birde sosyolojik yanı var bilirsin. Türkiye’deki gibi örneğin. Mesela Türk toplumunun gelenekleri oradaki Alevileri de etkilemiş. Burada da öyle. Irak toplumu, İran toplumu, Kurdistan toplumu geleneksel açıdan Kakailere etki etmişler. Normalde jenoside uğrayan tüm azınlıklar ulaşılması zor ve izole coğrafyaları seçmelerine rağmen, Kakiler toplum içinde yaşarlar. Dikkat edin Kurdistan’da yaşadıkları köylerde yol kenarlarında ve orta yerdedir. Çünkü Kakailer halkın içinde yaşıyorlar, onlardan ayrı değil. Halkın içinde yaşayan bir aile, o halkın içtimai adetlerinden doğrudan etkileniyor. Her yönden. Dolayısıyla bu zaman içinde kaçınılmaz asimilasyonu da beraberinde getiriyor. Bu işin sosyolojik boyutu. Bir de işin duygusal boyutu var. Kakai öğretisine göre biz tüm dinlere, ırklara, insanlara saygılıyız. Biz de İnsana sevgi ve değer mutlak olmazsa olmaz koşuldur. Dolayısıyla hiç kimseyi ait olduğu dinden dolayı aşağılamayı, incitmeyi yada yok etmeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. Çünkü bizde aslolan İnsandır, dinler yada Irklar değil. Ama bizim birlikte yaşadığımız topluluklarda bu maalesef böyle değil. Örneğin Müslümanlar bizi sevmez. Bu sevmeme sadece sevmeme olarak kalmaz tabii ki. Bunun sosyo-ekonomik boyutları var. Sen Kakai isen örneğin sattığın suyu bile almazlar. Farklılaşmalar, bölünmeler, ötekileştirmeler var tabii ki. Bunun sonucu olarak da ortaya Kakailerin dağınık yaşaması durumu çıkıyor. Bunun iki temel nedeni var. birincisi baskı ve zulüm, diğeri ekonomik.

Bahsettiğiniz bire bir aynı nedenlerden ötürü Ezdiler’in ekonomik durumu oldukça kötüydü. Bir çoğunun düzenli çalıştıkları bir işleri yoktu örneğin. Kakilerin ekonomik durumu nedir?

-Kakailer genel itibarı ile saydığım sosyo-ekonomik nedenlerden ötürü , sosyal açıdan, ekonomik açıdan, maişet açısından fakir bir topluluk. Örneğin sen işe müracaat ediyorsun başka biri ile, sadece Alevi yada Kakai olduğun için sana iş vermezler.


-Ezidi’lerden bazı Müslümanların haram olduğu gerekçesi ile yemeklerini yemediklerini duymuştum. Kakailerde de böyle bir durum var mı?

-Maalesef evet. Bir sürü coğrafyada azınlığa karşı maalesef bu zulümler uygulanıyor. Örneğin Suudi Arabistan’da suni mezhebine tabi olanlar Şiileri parçalara bölüp, zulüm uyguluyorlar. İran’da bu tablo ise tam tersi işliyor. Çoğunluk Şii Sunnilere karşı taraf tutuyor. Mesela Kürdler İran’da iki defa eziliyor. Biri dilleri ve ait oldukları kavmiyetleri yüzünden. Diğeri de suni oldukları için. Mesela Aleviler hem Alevi hem de Kürd oldukları çifte sorunla uğraşmak zorunda kalıyorlar. Hem Alevi, Hem Kürd, üstüne bir de sosyalist.

İşgal edilmiş bir coğrafyada, işgalci bir ulusun üzerimizde uyguladığı her türlü zulüm taktiği yüzünden anlattıklarınız bir Kürd çocuğu olarak hiç de yabancı olmadığım şeyler maalesef. ben bu tanımladığınız üç özelliğin üzerinde biraz fazla durmak isterim. Hem Kürd, hem Alevi hem de sosyalist?Çok sevdim bu tanımlamayı. Buradan her Alevi’nin sosyalist olduğunu mu çıkaralım?(Gülüşmeler)

- Evet öyle. Ben Türkiye’deki Alevilerin büyük çoğunluğunun sol ve sosyalist kökenli olduğunu biliyorum. Evet düşünsel olarak öyleler. İran’da da öyleler. Olmayanlar bile solcular ama sadece solun ne olduğunu bilmiyorlar. (Gülüşmeler)

Yaşadıkları ötekileştirmelerden ve zulümden dolayı kendilerini ifade edebilecekleri en doğru felsefe bu diyorsunuz yani?Adını koyamasalar bile…

- Evet evet tam olarak öyle. Aslında soldan falan haberleri yok ama zulme maruz kaldıklarında pozisyon almak için nerde duracaklar?Örnek olsun diye söylüyorum. Türkiye’de CHP’nin başkanı Kürd ve Alevi ama CHP’nin kendisi Kürdlere muhalif bir parti. Yani neden?Çünkü partinin algıdaki karşılığı solda duruyor. Gözlemlediğim kadar ile bir çok Kürd ve Alevi var ki seçimlerde CHP’yi tercih ediyorlar doğru mu?

Değil demek için her şeyimi verirdim lakin maalesef doğru.

- Bazen diyoruz mesela, eğer aleviler olmasaydı CHP bu denli oy alamazdı. Madem sen Kürdsün Kürdlükten kaynaklı ulusal hakların var. Orada bir çok Kürd hareketi ve partisi var neden onlara destek vermiyorsun?Burada başka bir mesele açılıyor önümüze işte. Buna ‘’sınıfsallık’’diyorlar. Sağ ve sol diyorlar. İnsanın üç aidiyeti vardır;Sınıfsal, ulusal ve inançsal. Ve birini öncelikli olarak seçeceksin. İran’da da durum aynı. İran’da çoğu sol partilerin başkanları Kakailerden oluşuyor. Ve Kakailerin ezici çoğunluğu sol partiler içinde yer alıyor. Türkiye’deki durumu da biliyorum. Bir çok tanınmış sosyalist parti yöneticisi Alevi. Burada esas olan soru şu;Neden sol düşünce?Burada kökeni tarihe dayanan bir mesele var. Kakailer yaklaşık bin senedir daima Bağdat’taki Abbasi halifesinin karşı pozisyonu içerisindeydiler. Bağdat’ta İslami ve Arabi bir hilafet vardı o zamanlar. Çifte yönden baskı uyguladılar Kakailere hem dinsel hem mezhepsel nedenlerden ötürü. Çünkü Kakailer hem Kürddü hem farklı bir mezhebe tabidiler. Yaklaşık bin sene evvelde Abbasi Halifesi Kakailere karşıydı. Çoğunluğu İran-Irak’ta yaşayan Kakailer (Yarsan-Kakai-Ehl-i Hak tanımlama fark etmiyor. Üç isimde aynı duruma tekabül ediyor)Daima o pozisyon içinde, hep Devrim ve İsyan eğilimindeydiler. Ve her zaman başkaldırı halinde olmuşlardır Bağdat hükümet ve devletine karşı. Ama zulüm başlarından eksik olmuyordu. Hatta İran’da büyük bir Marksist-yazar olan Hesan Tebbari Kakailer için ‘’Kakailik isyana dayalı bir dindir. Düşünsel bir başkaldırıdır’’demiştir. Velhasıl Dağlarda hilafete karşı savaşlar verildi. Başkaldırı oldu. Proleterlerin yaptığı bir başkaldırı. Dağlarda savaşanlar rençberlerdi. Tıpkı Dersim ve çevresinde Seyid Rıza’nın askerleri gibi. Rençber ve fakirlerden oluşuyordu. Ve yaptıkları aslında büyük bir devrimdi. Biz buna ‘’Zagros Alevileri’nin devrimi’’diyoruz. Zagros nedir?Neresidir?Loristanın güneyinden taaaa Dersime kadar uzanan bir dağ silsilesi. O dağ bir çoğumuza mesken olmuş. Alevilere, Bektaşilere ve biz Kakailere. Sonuç itibari ile her Kakai kendini mutlak bir sol görüş içinde ifade etmek durumundadır. İşte Türkiye’deki Alevilerin CHP yanılgısının kaynağını bu durumun oluşturduğunu düşünüyorum.

Kaldı ki bence en üzücü ve hazin olan CHP ‘nin içerik olarak sol parti olmaması. Hatta benim baktığım yerden merkezin çok çok sağında!Neyse…

Şu andaki Kürdistan Hükümetiyle Kakailerin ilişkileri nasıl?

- Kej Xan, sonuçta bizim Ulusal kimliğimiz var. Biz Kürdüz. Ve özgür Kürdistan tüm Kürdler gibi hepimizin ortak düşüydü. Bu günkü şartlar kolay hazırlanmadı.


Biz bugünlere çok büyük mücadelelerle geldik. Sanırım benim eski peşmerge olduğumu biliyorsun. Aynı zamanda KDP’nin basın sözcüsüydüm. Üstelik eski Kültür bakanıyım. (Gülüşmeler).

Şu an Kürdistan Federe Hükümetinde tüm Kürdlerin durumu bundan önceki dönemlere göre çok çok iyi. Bizim için öncelikli olan Ulusal Kimliğimizdir. Sonrasına gelince yavaş yavaş yapılanıyoruz.


Kürdistan’daki tüm dinler bizim için önemlidir. Mesihilerin vakfı var, Şiaların, Sunnilerin ve Ezidi’lerin vakfı var. Azınlıkların ve Kürdistan’daki tüm dinlerin hakkını korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Ha eksiklerimiz yok mu?Mutlaka var?Örneğin Ben Kültür Bakanıyken, Eğitim Bakanlığından kitaplarda azınlıkların dinlerinin de öğretilmesi gerektiğini ve müfredata bunların alınmasını talep ettim. Kürdistan’daki tüm inançları anlatan bir kitaba ve öğretiye ihtiyaç var. İbadet bilimi gibi. İslamın her mezhebinden, şia, sunni, hırıstiyanlardan yine Ezidi’likten bahseden yani ne kadar inanç varsa hepsini inceleyen ve içeren bir ders olmalı. Yani demem o ki tabi ki dinlerimiz konusunda eksiklerimiz vardır ama bunlar hızla giderilecektir. Hiç bir din ve azınlık topluluğu Saddam döneminde yaşadığı acıları bir daha yaşamayacaktır. Ve yaraları hızla sarılmaya başlandı.


-Anlaşıldı soruyu yanlış sordum. Peki Kurdistan’da Kakai’ler ibadetlerini rahatlıkla yapabiliyorlar mı?Bu yönde herhangi bir sıkıntı yada baskı yaşıyorlar mı?Sahi bir de ibadethaneleriniz adı ne ve ibadet biçimiz nasıl?

İbadethanelerimizin adı ‘’Cemxane’’. Cem zaten Cem. Xane de biliyorsunuz ev demek. Dolayısıyla Türkiye’deki ve Kuzey Kurdistan’daki Alevilerin’’Cemevi’’ile aynı adı taşıyor.

-Sabahtan beri dinlediklerimden sonra hiç şaşırmadım. Peki var mı Kürdistan’da Cemxaneleriniz?-

-Evet.

- İbadetlerinizi serbestçe yapabiliyor musunuz

- Tabi. . Tabi hiçbir sorun yok. Yani hükümet anlamında sorun yok. Yalnız geçmişten gelen travmalardan dolayı hala korkuyorlar o yüzden ibadetlerini gizli yapma taraftarılar. İran’dakiler öyle değil mesela, çünkü orada çoğunluklar. Örneğin İran’da iki bin metrekare üzeri bir Cemxanemiz var. Aşağısı kurban için ayrılmış mesela.

Buradan anlıyoruz ki sizin dininizde de Kurban kesme ritüeli var.

- Evet. Zorunlu bir uygulama değil ama dileyen kesiyor.

Kakai kelimesinin kökeni nereden geliyor?

-Kardeş- ağabey anlamındaki ‘’kak’’tan geliyor. Yarsan’da yardımlaşmadan geliyor. Yani kardeşlik ve yardımlaşma dini. İki bin sene öncede bu cemaatin sistematiği mevcuttu. İnsan kime yardım eder?Kardeşine mesela…Benle sen Kakai isek sana yardım etmem gerekiyor. Çok eski bir birliktelik bu. Cemaat her dağıldığında yardımlaşmalarla derlenip toparlanmış. Mesela bir kadın vardır dul kalmıştır, çocukları yetim, hastalık yoksulluk ve benzeri arızi durumları bertaraf etmek için yardımlaşılır. Yine başkasının sana haksızlık ve zulüm etmesine karşısına geçilmesi için Kakailik kardeşlik esasına dayandırılmıştır. Mesela bu şehri polislik kurumunun olmadığı eski zamanlarda delikanlılar muhafaza ediyorlarmış. Kısacası kökenini kardeşlikten almıştır , tıpkı Alevilikteki gibi şiddetle alakaları yoktur ve herkes birbiriyle kardeş sayılır.


Ezidi’likte ahret kardeşliği vardı. Sizde de benzer bir durum var mı?Hoş siz zaten dünyada kardeş olmuşsunuz. (Gülüşmeler)

-Benzer bir tören var ama ahretten çok dünya kardeşliği için. Cemevinde Cem adını verdiğimiz bir törende töreni yöneten kişi olan ‘’Pir’’in karşısına oturup duasına mazhar olmak sureti ile kardeş oluruz. Bunun adı ‘’Birayi Yari’’yani tam karşılığı yardımlaşma kardeşliği. Belli merasim ve çeşitli dualardan sonra sen benim yardımlaşma kız kardeşim oluyorsun, ben de senin yardımlaşma erkek kardeşin. Pirimiz bize bir mendil veriyor. Ve bize iki tas su getiriliyor. Sularımız tek bir tasa konularak bize içiriliyor. Böylece seninle kardeş oluyoruz.

Oooo oldukça güzel bir ritüelmiş. Ben çok sevdim. Ya sonrası?


-Sen benim kardeşim olduktan sonra sürekli seni görüp gözetmem gerekiyor. Sen de aynen öyle. Yine por var. Porun ne olduğunu biliyor musun?


Hayır.


-Mesela sen benim porum oluyorsun. Çocuğum gibi. Özellikle küçük yaştaki çocuklarla Por olunuyor. O çocuk hasta düştüğünde, yada başka bir sorun yaşadığında, yada eğitimiyle ilgili her şeyinden mesul oluyorsun ve yardımına koşuyorsun. Durum bundan ibaret. Kakailiğin temeli bu, yardımlaşma ve dayanışma dini.


Bayıldım!Mahsuru yoksa size inanç sisteminizle ilgili birkaç soru sormak istiyorum.


- Tabi. Tabi Buyurun.


Tüm dinlerde bir yaradan ve buna karşılık gelen bir peygamber var. Örneğin Müslümanlıta Allah ve Hz. Muhammet, Hıristiyanlıkta Allah ve Hz. İsa . Ezdilikte Allah, Melekê Tavus ve Şex Adi…Sizde bu tablo nasıl?


- Xwe ismini verdiğimiz Xwewendkar yada başka ismi ile Yezdan var bizde. Ama en büyük temsilcimiz Sultan İshak’tır. Ve bundan 700 yıl önce yaşamıştır. Melekê Tavus’a karşılık Pir Bünyamin var bizde. Bizim inancımızda çok Pir var. Bünyamin var, Davud var, Musa Var. Bir defasında Yahudi bir arkadaş konuşurken David’den bahsetti. David, Davud’un İngilizcedeki telaffuzu. Ezidilikteki Melekê Tavus, Hırıstiyanlardaki İsa Mesih, Zerdüştlükteki Zerdeşt konumuna karşılık Kakailikte Pir Bünyamin gelir. Mesela Alevilikte Pir Bünyamin’in karşılığı Hıdır’dır. Dara Düştüklerinde ‘’Ya Hıdır’’diye çağırırlar. Hıdır müşterek bir isim herkes kullanıyor. Bizim bu tarafta da var ‘’Ya Hıdır Zinduwa’’yani ‘’Ey canlı olan Hıdır!’’Bizim inancımızdaki karşılığı Davuttur. Mesela Dersim’li bir yazar olan arkadaşım Munzur Çem’le bir gün arabaya binerken ‘’Ya Hıdır!’’dediğini işittim. O’nunla sıkı bir kardeşliğimiz var. İşte o sırada ona sordum ‘’bu çağırdığın Hıdır’da kim?’’Bana anlattı. Ben de O’na dedim ki aynı durumda ben Ya Davud! Derdim.

- Kur’an’ da adı geçen kaç melek var?


-Dört.


-Mikail, Azrail, İsrafil, Cebrail değil mi?


-Evet.


-Bizde de yedi melek var. . Pir Bünyamin , Cebraile karşılık gelendir. Pir Musa İsrafile, Pir Davud’’Mikail’e. Pir Mustafa’’Azrail’e. Birde Razbar var ki Razbar kadındır. . Şah İbrahim, Babayadigar.

Bak sen! Kadın Melek ben bunu sevdim!

-Kadın tabii. Ve daima kadın olarak kalacak. Çok büyük bir melek. Dünya var oldukça bu yedi melek var olacaktır. Mesela Alevilikte Abdal var?Abdalın ne olduğunu biliyorsun sanırım.

-Evet.

-Onlarda dünyada daima yedi Abdal olacağına inanıyorlar yine o yedi Abdal olmadan dünyanın var olamayacağına inanıyorlar.

-Sahi bu yedi rakamının sırrı nedir?Nerdeyse tüm dinlerde bir şekilde var.

-Yedi rakamının sırrı…Kej Xan bak şimdi. Ben Arapça, Farsça, Kürdçe okuyorum. Biraz İngilizce az da Türkçe okuyabiliyorum. Arapça’da büyük bir Derweş, Arif ve mutasavvuf var adı;Muhyeddin İbni Arabi. Bizim inancımıza tabii olan Ezidlerde , Aleviler de kendi hesaplarına kabul ediyor. Çok büyük bir Arif idi. Arif kendini bilen insan demek. Bundan yaklaşık 700 sene önce yaşamış. Şu an Şam’da meftun. bu üçüncü gözden bahsediyor. Hiç duydun mu üçüncü gözü?

-Tabi ki…

-Alevilikte bu Batini göz diye adlandırılmış mesela. Budizmde üçüncü göz. İnsanın görünen iki gözü vardır. Oysa görünmeyen bir göz daha vardır. Tabi açmasını bilene. Alevilik, Ezidilik, Kakailik bunların hepsi tasavvufi ve irfani inançlardır. Başa alacak olursak Tanrı vardır ondan sonra dört melek ve yedi abdal vardır. O yedi Abdal inancımızın esasıdır. Bir evi ayakta tutan sütunlar gibidir. Ve bir de Kırklar var. Yani ‘’Çiltan’’. Kırklarda esastır. Kırklar Tanrının zatının tecellisi olarak var olmuşlardır. Tanrı insan olmaz!İnsan da tanrı olmaz!Ama zatının gücünü yani enerjisinin tecellilerini yeryüzünde görmek mümkündür. Tanrıyı kimse göremez ve O her şeyden büyüktür. Tanrı arzının üzerindedir Serencam isimli kadim kitabımızda O’nun zatından tecelli olan dört melek, yedi Abdal, Kırklar ve yetmiş iki var.


-Yetmiş iki?


-Evet yetmiş iki de kutsal bir rakamdır. Mesela rivayete göre yetmiş iki Pir Hewreman’da iskan etmişlerdir. Hepsinin ismi var. Bunların hepsinin dünyanın farklı bölgelerinden geldiği rivayet olunur. Ruhsal anlamda tabi. Mesela Çin2den gelen var. Yine Anadolu’dan, Zazaların arasından gelenler olmuş. Mesela ben Zazaların Şehrinden gelmişim.


-Zazaların Şehri?


-Duymadın mı Zazaların Şehrini? Dersim…


-Dersim mi?


-Evet. Dersim’den bahsediyorum işte o Zaza şehrinden yaklaşık 700 sene evvel gelinmiş. Neyse yetmiş ikilerden bahsediyorduk. Bunlar dünyanın dört bir yanından Hewreman’a gelip toplanmışlar. Tabii gelmişler derken ruhsal anlamda. Sonrada fikir birliği yapıp dini kaidelerimizi belirlemişler. İşte dünyanın dört bir köşesindeki dini benzerlikler bu yüzden. Örneğin aynı devirde görev yapan Dersim’deki Hızır, Hewreman’da Davud olmuş. İşte dini ritüel benzerlikleri sırf bu yüzden. Mesela bizim Pirimiz Araplarda Seyide karşılık geliyor. Bazı babalara Seyid denir mesela. Seyid Arapça bir kelimedir ve mana olarak Büyük İnsan anlamına gelir. E Pir de büyüktür. Bütün dinlerde ve tarikatlarda Pirler vardır. Ve herkesin istisnasız bir piri olmalı. Kakailikte herkes bir Pire tabi olmalı.


-Alevilerde olduğu gibi. Onlarında tabi oldukları Pir’leri var.


-Evet. Pir aslında köken olarak Zerdüştlükten gelmedir. Zerdüştlükle ilgili çok şey okudum. Soranice hatta Latin harfleri ile basılmış çokça kaynak var bu konuda. Zerdeşti bir tanımlamadır. Ve Mürşid insan büyük insan anlamına gelir. Yani hastalara ve dara düşenlere yol gösteren kimse. Pir de öyle yol gösterici. Manevi anlamda yaşamının gelişmesi için. Kakailik ve diğer bütün dinler bu felsefeden türemiştir.

-Yoruldun mu Kejê Xan?Kahve molası verelim mi?


-Kahveye evet ama molaya hayır. Çok uzun zamandır bu anı beklediğim için eğer sizi yormadıysam enine boyuna konuşmayı istiyorum. Benim için Kürdistan’daki tüm dinler çok önemli ve ulusal birlik temelinde bu dinler hepimizin kırmızı çizgisi olmalı. O açıdan sizi yakalamışken Kuzeydeki Kürd çocuklarına sizi ne kadar tanıtırsam o kadar kar. Eminim bu röportajda Kakailikle tanışan arkadaşlar kısa sürede bu konuda daha derin araştırmalar yapacaktır. Ve Kürdistan bir gün benim düşlediğim gibi bağımsız ve birleşik olduğunda eminim öncelikli olarak azınlıkların haklarını koruyacaklardır.

-Okullarda Kakilikle ilgili eğitim veriliyor mu?


-Henüz değil. Ama yakında okutulacak.


-Peki Kakai çocuklar için özel okullar yok mu?


-Yok ama zamanla o da olacak. Önce ilkokulu bitirecekler sonra kendi okullarında okuyacaklar. Hıristiyanların, Müslümanların ve Ezidilerin var. Kakilerin yok. Aslında bu Hükümetin değil Kakailerin kendi gayretsizliği. Gelin diye davet ettiler, gitmediler korkudan. Nerdeyse bütün dünya dillerinde Kakailik üzerine kitaplar yazılmış. Ama Kakailik daha yeni yeni kendisinden söz ediyor. İran’daki Kakailer çoğunluk oldukları için bu konuda çok cesur ve konuşkanlar. 6-7 milyona yakın cemaatleri var. Orada çok büyük kocaman Cemxaneleri var. Onlara iyi rehberlik edecek iyi Pirlere sahipler. Pirleri çok bilgin bir o kadar da olgundurlar.


-Bişey sormak istiyorum. Ezdilere orjinleri sorulduğuna hilafsız kendilerini Kurmanc diye tanıtıyorlar. Yine Zerdüştlüğü de bizler Kürdlerin kadim inancı olarak kabul ediyoruz. Kkailikta bu konuda biraz karışıklık var gibi?Örneğin Türkmen olduklarını idda edenler var. Ne dersiniz?Orjini net ve kesin olarak nedir sizce?


-Kakailer köken olarak Kürdtürler. Misolojimiz eski Kürdçeye dayanıyor. Burada eskiden bu kabul edilmiyordu. Ama şimdi Selehaddin ve Süleymaniye enstitüsünde master ve doktora tezi konusu olarak işleniyor. Bu Kürdçe için büyük bir kazançtır esasen. Çünkü şimdiye kadar kabul edilen en eski yazılı Kürdçe eserler Ehmede Xani ve Meleye Cizire’ye dayandırılıyordu. Oysa 1200 sene öncesinde Bab Tahire Hamedani var. . Kendisi Kakai idi örneğin…


-Ah bilmezmiyim?’’Delal , her du çavên min qesra te ne. /Nav her du çaven min cihên piyên te ne/Ditirsim tu xafil gav bavejî û bı mijangê min biêşin piyên te…Ah bilmez miyim? Ben bölmeyeyim buyurun. .


-Kakailikte var olan eski Kürdçe metinler başka hiçbir yerde yok. Akid olarak Alevilikte, Bektaşilikte var elbet ama Kürdçe metin olarak Kakailiğin dışında hiçbir yerde yok. Bu metinler Hewrami ve Gorani lehçesinde yazılmıştır. Kakailik coğrafi olarak da Kürddür.


-Kesin?Yani bu gün bu tartışmayı burada bitiriyoruz.


-Evet tamamına yakını Kürddür . Kürd olmayanlarda evlilik yoluyla yada kendi isteği ile Kakailiği kabul edenlerdir. Loristan, Şarezor, Kermanşah…En önemlisi bu akidin metinlerinin dili Kürdçedir. Kendisi de diyor kitapta ‘’ben Kürdlerin ibadetlerini modernize ettim’’diye. Bunun bir anlamı da şu. Bu inanç zaten baştan beri vardı ben yeniliyorum. Kakailik 1200 sene önce Loristan’da başlamış. Ordan Kermenşah’a, Hewreman’a, Hamedan’a azerbeycana derken taaa Kerkük, Bağdat, Musul ve telafera kadar yayılmış. Ordan da doğuya doğru Afganistan, Pakistan Ve Hindistan’a doğru yayıldı. Hindistan da çok fazla Kakai var. Afganistan’da Kakailere Zikri deniliyor. Mesela orda Mezarı Şerif diye bir şehir var orada çoklar zikri olarak biliniyorlar ama tabi köken olarak Kakailer. Daha öncede dedik ya siyasal, sosyal, ekonomik sebeplerden ötürü dünyanın her yanına farklı isimlerde dağılmışlar. Kim bilir daha nerelerde hangi isimlerle varlar. Gelenek görenek ve dini ritüelleri incelendiğinde benzerliklerden dolayı kökenlerinin Kakai olduğu apaçık görülebilir…


-Anladım. Teşekkür ederim. Peki Hac anlamında ziyaret edip Hacı olduğunuz bir yer var mı?



-Hac yerimiz Pîrdiwar’da. Pirdiwar köprü anlamına gelen ‘’Pîr’’. Oradan bir nehir geçer. Adı Sirwan. Sultan İshak Sirwan nehrinin üzerindeki köprünün yakınlarında yaşamış. Orada manevi bir payitahtı karargahı varmış. Orada vefat etmiş. Kimi diyor öldü, kimi diyor öldürüldü bu konuda kesin bilgi yok. Yaklaşık 300 sene yaşadığı rivayet edilir. Pirdiwar Hewreman’da Şêxan ismi verilen bir köye çok yakın. Irak ve İran sınırının üzerinde. Bu sınır Hewreman’ı ikiye ayırmış durumda. İki tarafta da Kakailer var. Newroz günü Pirdiwar’a ziyeret için gidiliyor.


-Tarihi ilginçmiş. Yani sizde de Newroz kutsal.


-Evet Biz Sultan İshak’ın 21 martta doğduğuna inanırız. Zerdüşt’ün de aynı tarihte doğduğuna inanılıyor. Bu tarihte dünyanın her yerinden bazen on binlerce bazen yüz binlerce Kakai buraya ziyarete gelir. Dersim’de nasıl Munzur Baba için ziyarete gidiliyorsa öyle. Bir vadi var Hawar ismi verilen. Halepçe’den başlayıp İran-Irak sınırına Pirdiwar yakınlarına kadar uzanıyor. Munzur Çem ziyarete geldiğinde gözlerine inanamamış, Dersim’le olan müthiş coğrafik benzerliğini ‘’bir an kendimi Dersim’de sandım’’diyerek açıklamıştı. Yolu çok bozuk. Ben bakanlık dönemimde yaptırdım ama kış mevsiminde nasıl olduğunu bilmiyorum. Hewreman dağları sarp dağlardır. Yolu zorludur tıpkı Dersim gibi. Kar yağışı çoktur. Çok güzel bir yerdir ama…Her insanın yaşamayı hayal edebileceği çok güzel bir yer.


-Anlaşıldı Newroz’da bize Hewreman yolu göründü. Sahi Dersim’den her bahsettiğinizde gözleriniz ışıldıyor. Dersim’i gördünüz mü?


-Ah sormayın. Hiç görme fırsatım olmadı. Resimlerden ve anlatılanlardan tanıyorum. Festivale davet ettiler gitmeyi çok istedim ama o günkü şartlar çok uygun olmadı. Başka bir tarihte mutlaka ama mutlaka gitmek isterim. Dersimden Zaza arkadaşlar geldi . Dilleri bizimkine çok benziyor. Her konuda müthiş benzerliklerimiz var. Görmeyi çok istiyorum.


-Duydunuz Dersimliler. Bundan sonrası size ait. Benim memleketimi bu kadar öven ve özlemle kucaklamak isteyen birini tanısam sırtımda götürürdüm. Sizden ses çıkmazsa ben alıp götürmenin bir yolunu bulacağım haberiniz olsun!

-Son olarak sizi eğer çok yormadıysam birkaç Dininizle ilgili birkaç konu üzerine daha konuşmak isterim. Örneğin bildiğim kadarı ile sizi Alevilik, Bektaşilik ve benzer inanç guruplarından ayıran temel iki öğretiniz var. Bunları sizden dinleyebilir miyiz?


-Ne demek rica ederim. Tabi ki birini zaten yedi melek hususunda anlatmıştım ki adı Hulul dur. Tanrının zatından tecelli olduğuna inandığımız şahsiyetler vardır. Örneğin Hacı Bektaş bunlardan biridir. Ve size anlattığım diğer melekler, Abdallar, kırklar ve yetmişikiler. .

İkincisi ‘’Tenasüh’’tür. O da ruhun bir bedenden başka bir bedene intikalidir.


-Duymuştum. Sanırım reenkarnasyona inanıyorsunuz.


-Dediğim gibi bizdeki adı Tenasühtür. Bu olay ölümden yedi gün sonra gerçekleşir. Kakailik akidesine göre bu ruh sadece insana değil üstelik doğadaki her şeye intikal edebilir. Ruhani devri binbirkere de tamamlanır. Tenasüh devresi biten bir kimsenin ilahlık mertebesine yükseldiğinden Allah’ın ruhunun içine dolduğuna inanırız.


-Bu durumda siz ölüm diye bileye inanmıyorsunuz anladığım kadarıyla.


-Doğrudur Kej Xan. Bizim inancımızda ölüm diye bir şey yoktur. İnsan ölmez. Beden gider ama ruh kalır. Ve her zaman dönüşüm içerisindedir. Bir çok insan ölünce geri dönüşümün olmadığını sanır oysa bu büyük bir yanılgıdır.


-Peki bu durumda siz ölüm merasimlerinizi nasıl yapıyorsunuz?

-Ha bak bu size ilginç gelebilir. Bize göre esas yaşam ölümden sonra başlar. Örneğin çok genç birisi öldüğünde daha doğrusu örneği şöyle vereyim kim ölürse ölsün biz onu arkasından tambur çalıp uğurlarız. Asla ağlamayız.

-Nasıl yani. Ölülerinizin arkasından tambur çalıp şarkı mı söylüyorsunuz? Yemin ederim sizler eğer ölümü bu şekilde kavramışsanız hayat bizim gibi ölümlülere verdiği acıyı asla size veremez!(Gülüşmeler)


-Ölü olan evde cem düzenlenir. Kabristandan eve kadar tambur çalarız. Bazen elli kişilik gruplar halinde tambur çalıp stran söyleriz. Biz zaten dünyaya türlü acılar çekmeye geldiği için doğarken ağlamak zorunda kalan insana, onu bu eziyetlerden kurtulup hafiflediği bir günde uğurlarken böyle davranmamız gerektiğini düşünürüz. Annesinden bu zorluklarla dolu dünyaya gelene ağlamalı!Ölüm Özgürlüktür!Böyle algıladığımız için bizde ölüme ağlamak yoktur!


-E şimdi reenkarnasyona pardon Tenasühe inanıyorsanız cennet- cehennem kavramınızda yoktur sizin?


-Bizim inancımıza göre daimi bir döngü vardır. Ruh önceki bedende bulunduğu sürece o insanın yaptıklarına göre değerlendirilip mutlu yada mutsuz bir bedene göçer. İnsan mutlaka toplam 1001 defa tecessüd aşamalarından geçer. Yaptıklarının cezai muhasebesini de bulur. Eğer iyiysen ruhun iyi bir insana, yada iyi bir mekana yada mutlu bir yaşama geçer. Kötüysen tam tersi. Kısacası ölüm yoktur yaşam değişim döngüsündedir dolayısıyla cennetini de cehennemini de insan bu dünyada kendisi yaratır.


-İyiymiş. Böylelikle bu felsefe insanı yaşarken maksimum dikkate yönlendirir değil mi?


-İnsanın fikirlerini şekillendiren hafızasıdır. Bu hafıza bilgisayar hafızasına benzer. Kaydettiğiniz bilgileri geri çağırdığınızda bu bilgiler yaşamınızı kolaylaştırır. Hafızanızı kapattığınızda yaşama dair anlam sorunu yaşarsınız. Nerde doğarsanız doğun, herhangi bir ülkede yada ailede, o kültürü öğrenir ve o yaşamdan besleniriz. Örneğin benim Avusturya ve Almanya’da Budizm’i seçmiş dostlarım var. Ben bunların bir önceki yaşamlarından gelen hafızayla Budizmi seçtiklerine inanıyorum. Bazen hiç görmediğiniz bir kente gittiğinizde daha önce gitmiş gibi olursunuz. Rüyalar ve Deja vu örneğin bunun en güzel tanımıdır. Bazı insanları ilk görüşte sever ve benimseriz. Bazılarında ise tam tersi etki vardır. Bunların hepsi geçmiş hafızamızla ilgilidir.


-E siz bu paralelde düşünürseniz tabi ki kimseye kötülük yapamazsınız?Bu felsefeye göre kötülük yapacağınız kişinin geçmiş yaşamda yakınınız olma olasılığı yüksek?


-Ve gelecekte aynı zamanda!


-Ha pardon tabi döngü. .


-Evet aynen öyle… Ben sizi nasıl incitebilirim ki, sizin geçmiş yaşamda benim kızım olmadığınız ne malum?Yada gelecek yaşamda annem olmayacağınız.


-Bayıldım ya. Çok sevdim ben bu fikri…. Bundan sonra maksimum dikkat ederim artıkJ)

Biliyorum çok fazla zamanınızı aldım ama söz son bir şey daha sorup sizi rahat bırakacağım artık.


-Olur mu Kejê Xan…Sen anlattıklarımdan hiçbir şey çıkarmadın mı şimdiye kadar bizim felsefemiz yardımlaşmayı ve İnsan’ı temel alır. Ta oralardan çıkıp bizi tanımaya gelmişsin. Evimizde misafirimizsin. Dilediğin kadar kalabilir ve istediğin her şeyi sorabilirsin…


-Teşekkür ederim ya. Harikasınız. Yalnız baştan söyleyeyim bu kadar yüz vermeye gelmem ben gitmem kalırım buralarda o olur. (Gülüşmeler)Şimdi toparlayacağım ve bitireceğim. Alevilikte Kadın çok önemli ve değerli. Bir o kadarda özgür. Siz de kadının durumu nedir?


-En büyük meleklerimizden biri kadın olduğuna göre sence nedir?


-Sormam hataydı tabii. Bu kadar insan değer veren bir toplumda kadın hakları tabiî ki gelişkindir. Buyurun. .


-Bizde kadının öncelikle üç temel hakkı vardır.

Birincisi ve en öncelikli olanı:Her insan gibi Yaşam Hakkıdır.

İkincisi; tamamen eşittirler. Çünkü bizde kadın ve erkek ayrımı olmaksızın ‘’İnsan ‘’hakkı vardır.

Üçüncüsü; Eğitim hakkıdır.

Örneğin Türkiye+de Aleviler sanat ve kültür alanlarında toplumun diğer katmanlarından daha ileridedirler. Bunun temel sebeplerinden birinin kadın-erkek eşitliği ve kadının bu toplumda diğer toplumlara göre daha özgür ve hak sahibi olmasının getirdiği kültür ve sanata sunduğu katkıdır diye düşünüyorum. Kadınlar bizim toplumumuzda tüm karalara ortak katılacak kadar değerli ve özgürdürler.


-Evlilik hukuku nedir?


Tüm dünyada olduğu gibi yaşadıkları devletlerin hukuksal yaptırımlarına uygunluk ve bunun dışındaki dini evlilik ritüelleri vardır. Yine kendi sosyal anlayışlarına göre evlilik törenleri vardır.


-Boşanma?


Haz edilmeyen bir durumdur. Yaşanılan yerin sosyal yapısıyla da alakalıdır. Sizde Urfa’da yaşayan bir kadınla, İstanbul’da yaşayan bir kadının sosyal yapısı nasıl birbirinden farklıysa bizde de bazı bölgelerde bu durum böyledir.


-Peki çoğul evlilikleri


-Asla! Kakailik tek eşliliği öğütler.


-Sünnet?


-Evet sünnet Kakailikte vardır.


-Ezdiler dini ritüellerinde Çıra yakardı. Sizde de var mı Çıra?


Öncelikle şuna bakmak lazım. Çıra’nın orjini nerden geliyor. Çıra Zerdeştlikten gelmedir. Zerdeştin sönmeyen bir ateşi vardı. Kürdistan ışık ve aydınlık ülkesidir. Çıra’da ışığı ve aydınlığı temsil eder. Alevilerde, Kakilerde, Ezidlerde vardır. Kur’an da Nur’a tekabül eder. Yani Müslümanlıktaki karşılığı Nurdur. Kürtlerin bir bölümü inanç biçimi olarak Müslümanlığı seçmiş olabilirler ama geçmiş hafızalarında Zerdeştlik vardır!Ve dikkatli baktığınızda bunun bu güne yansımalarını görürsünüz.


-Oldukça yordum sizi biliyorum ama uzun zamandır sizi görmek için çabalıyordum. Burada olmak ve sizi dinlemek beni o kadar mutlu etikti hiç bitiresim yok. Zaten birazdan kaydı kapatıp sizinle uzun uzun sohbet edeceğim. Daha size sormam gereken o kadar çok şey var ki. (Gülüşmeler. )Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?



-Öncelikle Kuzey Kürdistan’daki kardeşlerime sizin vasıtanızla sevgi ve selamımı iletmek isterim. Başta da söylediğim gibi Ulusal Kimliğimize öncelik vererek, Kurdistan’nın içinde yaşayan tüm dinlerle ve azınlık gruplarla bir bütün olduğunu unutmadan size Kakailik dinini ana hatlarıyla tanıtmaya çalıştım. Özetlersek;Kakailik İnsanı en büyük değer olarak temellendirip bunun üzerine şekillenmiş bir felsefedir. İlkesel olarak yeryüzünde yaşayan hiç kimseyi, hiçbir yaşam deneyimini, hiçbir ırkı, rengi, yada dini yargılamaz. Dünyanın tüm insanları ve dinleriyle barışık yaşarız. Çünkü biz evrensel bir inanca sahibiz. Bu felsefemiz yüzünden her sofrada yiyecek ekmeğimiz mutlaka vardır. Tıpkı Alevilik felsefesinde olduğu gibi bizim de Kabemiz insandır!


-Çok çok teşekkür ederim. Benim için oldukça verimli ve keyifli bir sohbetti umarım okuyucularda da aynı etkiyi yaratmıştır.


-Ben teşekkür ederim. Benim yerime Dersim’e gitmeyi unutmayın olur mu?


-Ben en kısa zamanda birlikte gideceğimizi düşünüyorum.


-Dersim’i görmeyi çok isterim. Tekrar teşekkürler.

Kaynak: http://www.dengekurdistan.nu/details.aspx?an=362

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found