Salı, Eylül 19, 2017

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

Pano

 

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

Sur ve Cizre'nin tanıkları anlattı: Tam bir savaş haliydi

 

Sur ve Cizre'nin tanıkları anlattı: Tam bir savaş haliydi

 

Dihaber / 16:33 7 Temmuz 2017

 

DEN HAAG- Cizre başta olmak üzere Kürt illerindeki savaş ve yıkım Hollanda’nın Den Haag kentinde düzenlenen uluslararası konferansta tanıklar yaşadıklarını anlattı. İncelemelerde bulunan çeşitli uluslararası kurum temsilcileri de hazırladıkları raporları sunarak, vahşette dikkat çekti

Uluslararası Hukuk ve Demokrasi derneği (MAF-DAD), Nuhanovic Vakfı, Savaş Suçları Karşıtı Ağı, War Reparations Centre ve Amsterdam Üniversitesi’nin ortak olarak “Türkiye’nin Güneydoğu’sunda İnsanlığa Karşı Suçlar ve Savaş Suçları 2015-2016 ve Mağdurların Adalete Erişimi” adıyla düzenlediği uluslararası konferans Den Haag Evrensel Adalet Enstitüsü’nde başladı. İki gün sürecek olan konferansın bugünkü oturumlarında tanıklar, tanıklıklarını anlattı.

‘İNCELEMEYE ALACAĞIZ’

Açılış konuşmasını yapan Amsterdam Üniversitesi Savaş Onarım Merkezi (War Reparation Center) öğretim görevlisi Frederiek de Vlaming, Türkiye’de yaşananları bugün bir kez daha gözler önüne sermeye çalışacaklarını ve bunu yaparken de Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Örgütlerinin Cenevre sözleşmesine uygun bir jargon ile hazırlamış oldukları raporları incelemeye alacaklarını söyleyerek, katılımcılara teşekkür etti. Cizre, Sur ve diğer Kürt illerinde yaşanan savaş suçlarını tartışması için burada olduklarını belirten MAF DAD üyesi Mahmut Şakar da, konferansın bir başlangıç olduğunu ve çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.

‘KİMSE BU VAHŞETİ BEKLEMİYORDU’

Daha sonra Cizre olaylarının tanıklarından Cizre EşBelediye Başkanı Leyla İmret kısa bir konuşma yaptı. Sokağa çıkma yasaklarının başladığı ilk günden itibaren insanların içinde yaşadığı durumu anlatan İmret, hiç kimsenin bu denli bir vahşetin yaşanacağını tahmin edemediğini ve beklemediğini vurguladı.

‘CİZRE RÜYALARINI GÖRÜYORUZ’

Cizre tanıklarından eski Belediye çalışanı Metin Fındık da, herkesin gözü önünde yaşanan bu vahşetten sonra “insani değerler” dedikleri değerlere inançlarının kalmadığını belirterek, “Ama şimdi burada bu kadar insanı bir arada görmek biraz da olsa bizi umutlandırdı. İnanmak istiyoruz. Bu insanların bir şekilde hesap vereceğine inanmak istiyoruz. Çünkü Cizre rüyalarını görüyoruz” diye konuştu.

Burada suçlu olanın sadece Türk devleti olmadığını bu katliamlara göz yuman bütün uluslararası kuruluşların ve kurumların da suça ortak olduğunu dile getiren Fındık, “Cizre gerçeği karşısında herkes suçlu. Ve herkes bu suçtan arınmanın yolunun bunların cezalandırılmasını ya da en azından unutulmaması sağlamaktan geçtiğini bilmesi gerekiyor” dedi.

‘MİNNESOTA PROTOKOLÜNE UYULMADI’

Amerika Merkezli İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR) adına Cizre’de incelemelerde bulunan Adli Tıp Uzmanı Dr. Önder Özkalıpçı da, Sri Lanka’da Tamil kaplanlarına yönelik katliamı anlatarak konuşmasına başlayarak, “Eski çağlardan itibaren savaşlarda taraflar yüzlerine pislik sürerek ya da boya sürerek ne kadar vahşi olduğunu göstermeye çalışıyor. Burada da böyle oldu. Devletin ne kadar acımasız olduğunu gördük” diye belirtti. Otopsi raporlarını ve burada insanların sağlık haklarına ulaşmanın engellenmesine dair örnekler veren Özkalıpçı, hastanelerin askerler tarafından yatakhane olarak kullanıldığını ve Minnesota protokolüne kesinlikle uyulmadığını söyledi.

TARİH TEKERRÜR ETTİ

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı da, 1938 Dersim Katliamı’ndan günümüze kadar yaşanan katliam ve soykırımları hatırlatarak, Türkiye’de insanların öldürüldüğünü, öldürüldükten sonra da cesetlerine işkence yapıldığını kaydetti. Cizre’de yaşananların da bir çeşit soykırım olduğunu vurgulayan Fincancı, bombalar ve silahlarla öldürülmelerin yanında savaşın en ağır ve tahrip edici boyutunun psikolojik olarak da sürdürüldüğün ifade etti.

‘ÇOK ÜRKÜTÜCÜYDÜ’

Merkezi Fransa’da bulunan Acil Mimarlar (Architectes de l’urgence) adına konuşma yapan Patrick Coulombel’da 2015 yılında Kobanê’de yaşanan yıkımı görmek ve buranın yeniden inşası ile ilgili çalışmalar yapmak için Kobanê’ye gittiğini bu esnada Cizre, Sur ve Silvan’da yaşananlara tanıklık ettiğini belirterek, “Ben mimarım ve benim işim binaları restore etmek ve binalar kurmak. Orada gördüğün yıkım tam bir savaş durumuydu. İnsanları dinledim. İnsanların anlatımları çok daha ürkütücüydü” dedi. Birçok insanla görüştüğünü ve insanların kendilerine burada Türkçe bilmeyen insanların askerlerle beraber savaştığını ifade eden Coulombel, “Bunların kim oldukların bilmiyorum. Ama insanların anlatımlarından çıkardığım bu kişilerin Suriye’den gelenler olduğu ve oradaki dili konuşmadığını, söyledi” diye belirtti.

Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Faysal Sarıyıldız ise, günlerce insanların çığlıklarını dinlediklerini ve yanmış cesetlerinin kokularını aldıklarını anlatarak, “Daha operasyon başlamadın önce memurların kenti terk etmesi istendi. On birlerce askerler geldi. Biz ‘Çöktürme Planı’ndan haberdar olmuştuk. Çöktürme Planı’nda 500 bin insanın yerinden edilebileceği söylenmişti ki bunlar daha sonra aynen yaşandı” diye hatırlattı. Sarıyıldız, daha sonra bodrumlarda yakılan insanların teker teker isimleri okuyarak tanıdıkları ile ilgili kısa notlar aktararak, “Mehmet Tunç oradaki sivil halk meclisinin eşbaşkanı idi, Mehmet Yavuzel pati çalışanımızdı, Berjin yine kadın çalışmalarında yer alıyordu. Öğrenciler vardı. Rohat vardı gazeteci. Ama hepsi gözlerimizin önünde yakıldı ve biz bir şey yapamadık” diye konuştu.

‘ÖNCE İHLALLERİ DURDURMAK LAZIM’

Konferansın ikinci oturumunda “Çatışmaların sınıflandırılması ve sorumluluk açısından hukuki çerçeve” tartışıldı. İlk olarak Diyarbakır ve Nusaybin’den gelen avukatların söz aldığı oturumlarda, şu ana kadar yapılan hukuki girişimler ve bu girişimlere devlet tarafından verilen cevaplar ele alındı. Avukatlar, kendilerine yönelik baskıların had safhada olduğunu belirterek, birçok hukukçunun bundan dolayı soruşturmaya maruz kaldığı veya tutuklandığını ifade etti. Belfast Queen Universitesi’nden Deniz Arbet Nejbir, PKK’nin doğuşu ve işleyişini anlatarak, PKK’nin Cenevre Sözleşmesi 3. Maddesindeki silahlı organizasyon tanımına uygun bir yapı olduğunu söyledi. Nejbir, Türkiye’nin Roma sözleşmesine taraf olmamasına rağmen işkence, zorla kaybettirme, yaşam hakkı hiçbir anlaşmaya taraf olmasa da ülkeleri bağlayan temel hakların ihlalinin söz konusu olduğunu sözlerine ekledi.

‘ULUSLARARASI TOPLUMUN DİLİ TÜRKİYE’Yİ CESARETLENDİRİYOR’

İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da konuşmasında Cenevre sözleşmesine dikkat çekerek, işlenen suçlar bakımından ‘Roma statüsü’ yani insanlığa karşı suçlar tanımını Türkiye 2005 tarihinde Türkiye Ceza Kanun’unda da yer verdiğini ve bunların birçoğunun da Türkiye tarafından ihlal edildiğini söyledi. Türkdoğan, bu suçun emrini veren Türkiye Genelkurmay Başkanlığı olduğunu, sokağa çıkma yasakları döneminde gizli belgelerle Valiliklere emirler verildiğine dikkat çekti. BM ve Avrupa Birliği’nin konuyla ilgili raporlarının olumlu olduğunu ama uluslararası toplumun Türkiye’nin “Terörizme savaşıyoruz” tezini desteklemeye devam ettiğini söyleyen Türkdogan, “Onarıcı bir sürece ve geçmişle yüzleşmeye ihtiyacımız var. Gerçek bir çatışma çözümüne de ihtiyacımız var. Bence şu aşamada devam eden savaşa savaş demesini sağlamak ve insancıl hukukun uygulanmasını sağlamaktır. Önce ihlali durduracağız ki adalet arayışına girebilelim. Birçok şeyi durdurduk çünkü mekanizmalar çalışmıyor” dedi.

‘SUÇA BULAŞAN KİŞİLERİN İSİMLERİNİ BULUN’

İnsanlığa karşı suçların yargılandığı Uluslararası Özel Kamboçya, Yugoslavya ve Sierra Leone mahkemelerinde görev yapan avukat Michiel Pestman da bir mahkemenin yargılama yapabilmesi için söz konusu suçlara karışmış emir komuta kademesindeki kişilerin tespitinin önemli olduğunu belirterek, sorumluların tespit edilmesi durumunda Hollanda’da bu insanları yarılayacak savcıların olduğunu söyledi. Pestman insanlığa karşı suçlara bulaşmış kişilerin nereye giderlerse gitsinler gittikleri ülkelerde yargılanabileceğini sözlerine ekledi. Pestman ayrıca Belçika Mahkemesi’nin PKK ile ilgili almış olduğu ön karara da değinerek bunun çok önemli olduğunu ve farklı sonuçlara yol açabileceğini söyledi.

‘1909 ADANA’DAKİ ERMENİ KATLİAMINI HATIRLATIYOR’

Konuşmasına 1909 yılında Adana’da yaşanan Ermeni katliamını anlatan bir kitaptan alıntılayarak başlayan avukat Deniz Gedik de “Geçmişle yüzleşmeler yaşanmış olsaydı bugün bunları konuşmazdık” dedi. Bir yıl önce yapılan bir yasal değişiklikle askere bir koruma zırhının getirildiğini belirterek, “Terörle mücadele” adı altında farklı bir kategorinin yaratıldığını ve bu gri alanda uluslararası hukukun da nasıl uygulanacağının muğlak kaldığını söyledi.

‘TAM DA BUNLARA İMZA ATMIŞTIK’

Barış imzacılarından akademisyen Uğur Kaya da konuşmasına “İmza attığımız metin tam da bu konuşmaları içeriyordu ve hatta o zamanlar tablo bu kadar ağır olmamıştı ama işimizden olduk” diyerek başladı. Kaya daha sonra BM ve AİHM bünyesinde konuyla ilgili mekanizmalar hakkında bilgiler vererek, söz konusu mekanizmaların etkili olabileceğini söyledi.
Birçok kez “Devlet denen olgu bu” deyip genel geçer bir ifade kullanıldığını belirten Kaya, “Fakat devlet teorisinin genellemeci tanımlaması bazı detayları görmemizi engellememeli. Mesela her devletin Ermeni katliamı yok” şeklinde konuştu. “Hukuk sadece hukuk değil siyasi süreçler var” diyen Kaya, İnsanlığa karşı suçlar kavramının uluslararası toplumun diline hakim olmasının sonuç alıcı olabileceğini belirtti.

Konferans yarın Ulusal davalar, AİHM ictihatları, savaş suçları ve insanlığa karşı suçların soruşturulması konularıyla devam edecek.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found