Salı, Ağustos 14, 2018

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

 PANO

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

Ağırlamayı bileceksin!

 

 

Ağırlamayı bileceksin!

 

Efrîn’e bahar gelmiş, bağlar bahçeler yeşile durmuş, deli bir kış, elbisesini yırtıp soyunduğu için, bahar, allı morlu bir elbise giymiş. Kızıl bir merhamet, toprağın koynuna sere serpe uzanmış… Yol alıp gidiyoruz, tarlalarda insan öbekleri, emek nüvelerini avuçluyor. Yol boyu, bağlarda, bahçelerde yeni yetme fideler ekiliyor. Nasırlara söz geçiremeyen ömürlerin asude tecrübesi varlığını hissettiriyor atmosferde. Tepesinde homurtu ile gezen uçağa aldırış etmeden fide eken insanların kalbini dinlemeye çalışıyoruz, onların kalbini dinlemek cesaret istiyor... Umudun hakkını vermeyi gerektiriyor. Direniş türküsünü ezbere bilmeyi şart koşuyor.

 
Özgür Politika / 03 Mart 2018 Cumartesi
 

18. BÖLÜM

Efrîn’e bahar gelmiş, bağlar bahçeler yeşile durmuş, deli bir kış, elbisesini yırtıp soyunduğu için, bahar, allı morlu bir elbise giymiş. Kızıl bir merhamet, toprağın koynuna sere serpe uzanmış… Yol alıp gidiyoruz, tarlalarda insan öbekleri, emek nüvelerini avuçluyor. Yol boyu, bağlarda, bahçelerde yeni yetme fideler ekiliyor. Nasırlara söz geçiremeyen ömürlerin asude tecrübesi varlığını hissettiriyor atmosferde. Tepesinde homurtu ile gezen uçağa aldırış etmeden fide eken insanların kalbini dinlemeye çalışıyoruz, onların kalbini dinlemek cesaret istiyor... Umudun hakkını vermeyi gerektiriyor. Direniş türküsünü ezbere bilmeyi şart koşuyor.

Yolda bir kamyon kasası dolu fide, yol almış gidiyor tarlaya ekim için götürecekler fideleri, arabamız kamyonu sollarken elimi kaldırıp selam veriyorum. Şoför, gülümseyerek ve her şeye inat dercesine parmaklarını havaya kaldırıp zafer işareti yapıyor. Direncin ve cesaretin dili söyleyince güzel söylüyor ve insana doğru eyleme kudreti veriyor. İlerlediğimiz güzergâhta uçakların birkaç gün önce vurup tarumar ettiği bazı evlerin çok yakınlarında daha önce temeli atılan evlerin inşaatı devam ediyor. İnsanlar her yerde harıl harıl çalışıyor. Bu insanların yüzü suyu hürmetine o yeni inşa edilen yerleri, inşası bitmiş, sıcak bir yuva olarak hayal ediyorum. Ekime götürülen fideleri, serpilmiş gölgelik ağaç olarak düşlüyorum… Hani ilkokulda resim defterlerimize bir ev çizerdik, evin önünde de bir ağaç… Öyle işte, kafamda öyle bir resim şekilleniyor. 

Efrîn’de hayat bütün hızı ile devam ederken ve büyük direnişin kırkıncı gününü geride bırakırken Efrîn sosyolojisinin düşünmeye değer olduğuna inanıyorum. Hep Efrîn insanı için “yumuşak huyludurlar” tanımlaması yapılır ama aslında çok ta derinlemesine bir tahlile gidilmiş değil. Sert olanının kırılganlığına bakmaksızın yumuşaklığı yermek biraz ilginç doğrusu. Zira sert olan çabuk kırılır. Esnek aklın direngenliğini ise daha hakkını vererek ele almış değiliz… Kuşkusuz doğa ile bu kadar iç içe olan ve değer yargılarını emek olgusuna dayandıran bir toplumun, gösterdiği direnişin soyluluğu su götürmez bir gerçektir. Ve gerçeğe hakkını vermek gerekir. Anlamak için yollara düşüyoruz… Toplumun dokusunu anlamak istiyorsan yaşlılar ve kadınlar ile iyi arkadaş olacaksın ilkesini artık biliyorum… Bir toplumun hafızası yaşlıları ve kadınlarıdır deyip yaşlı bir amcanın çayını içmeye gidiyoruz.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              

67 yaşında adı İbrahim Halil olan amca, hayat dolu, sohbetine doyum olmayan, dinç, hafızası güçlü ve coşkulu bir insan. İbrahim Halil amca Efrîn’in Mabata ilçesine bağlı Şitka Köyünden. Yüce gönüllü Abdullah Öcalan’ın Suriye’deki ilk dostlarından. O eski günleri anarken gözleri parlıyor. İbrahim Halil amca “Bana gel evde yalnız kalma, kazife (havan topu) geliyor diyorlar, gelsin, misafirim kazife de olsa ağırlamayı bileceğim” diyor. Bir ara verip gülüyoruz ve amca devam ediyor. “Ayıp değil mi evimize kazife (havan topu) misafir olarak gelecek ve biz evde olmayacağız. Kimse bu evi terk etmeyecek. Mutlaka bu evde misafir ağırlayacak biri olmalı. Kim geliyorsa, ne geliyorsa ağırlanacaktır” diyor. “Dostu da düşmanı da ağırlamayı bileceksin ki beşeriyetine laf gelmesin” diyor. 

Evet, ağırlamayı bilmek gerçekten beşer olmanın mayasıymış… Dostunu da düşmanını da layıkıyla ağırlayabilmek, soylu insan meziyetidir kanımca. İbrahim Halil amca bize bu günkü tarihi dersimizi veriyor. Bura insanı, dostunu başı üstünde ağırlar, ekmeğini, suyunu, çulunu paylaşır. Ama toprağına göz dikenleri de doğduğuna pişman eder… Efrîn halkı, toprağına göz diken düşmanını en yiğit şekilde ağırlayabildiğini bütün dünyaya gösterdi. 

Daha direnişin ilk günleriydi hatırlıyorum yaşlı bir ana televizyon ekranından böyle haykırıyordu “Evsiz olur, çocuksuz olur ama topraksız ve arkadaşsız olmaz” İşte o söz Efrîn direnişinin ruhunu belirledi. Kadınlar ilk ve son sözünü söylemişti ve topluma bu sözün gerekliklerini yerine getirmek kalmıştı.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found