Pazartesi, May 28, 2018

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

 PANO

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

DİRENİŞ terk edilecek şey değil!

 

DİRENİŞ terk edilecek şey değil!

 

Efrîn insanı kendi zamanlarında tarihselleşen kahramanlar olabilmeyi başardı. Onlar; toplumsallıklarının acısını dindiren, mutlak yalnızlığa erişen bireyler oldu. Direnmek hayatın mayası, kimyası umut demiştik, evet, Efrîn direniyor. Buraları bırakıp gitmek varken, insanlar gitmiyor.

Özgür Politika / 07 Mart 2018 Çarşamba

 

Efrîn’in tarihi direnişi, 47. gününe girdi. Ve gün geçtikçe bu direnişin büyüklüğünü yazmak daha da çetinleşiyor. Bu büyüklüğü yazmak, mürekkebi üstüne dökmeye, eline, yüzüne bulaştırmaya benziyor. Kırık bir kaleme yalvarmaya benziyor, bu nefes kesen mücadeleyi yazmak… İnsan böylesi anlarda kelebek kadar kısacık ömrü olsun istemiyor, uzun yaşamak ve uzun uzun yazmak istiyor, eller kalemi tutabildiği kadar... Nefes aldıkça… İnsan yazmalı ki tarihten doğmuş bir yargıç karşısında titreme nöbetlerine tutulmasın.  İnsan yazmalı ki; halkı karşısında başını eğen bir sanık olmasın...

 

21. BÖLÜM

 

Savaşın hakim olduğu yaşam kuralları kılıçtan geçmekten daha zor. Hangimiz adil olma zamanlarını dilemiyoruz? Bizim derdimiz, yaşadığımız zamandaki ölümleri yermek değil, elbette ki köle gibi yaşamaktansa özgürlük için ölümüne direnenler insanlığın başında taşıdığı taçtır, bunu biliyoruz. Bizim derdimiz, yaşatmak için ölüme gidenlere daha iyi cevap olmamaktır. Onlarla ömrümüzü paylaşmamaktır dert edindiğimiz. 

 

Ölen sen değil, insanlık!

Ölüm ve yaşamın adil paylaşılmadığı bir hayat yaşıyoruz hepimiz. İşte böyle ömrü kısa ama amacı uzun evrimli türkü olanları nakış nakış işlemeliyiz tarih sayfalarına. Koca yaşamlarını ay bakışlı çocuklara adayanların türküsünü herkes duymalı. İnsandan geriye hikayeler kalmışsa ve o hikâyeler kahramanlık masalı olup çocuklara anlatılmışsa, ölmemiştir insan. Yaşama en yakın ölüme en uzak olanlar onlardır esasta. Çünkü onlar, yaşamayı direnmek olarak algıladı. Direnerek yaşadı. Siren sesi içinde ambulansla hastaneye getirilen bir Efrîn insanının yüzündeki örtüyü kaldırırken “ölen sen değilsin, ölen insanlıktır” diyesi var insanın.

Direnmek hayatın mayasıdır, kimyası ise umut. Bizler hep direniriz, sevinmeyi, acının geçmesini, en çok sevdiğimiz arkadaşlarla buluşmayı, ayrılığın bitmesini, çocukken anamızı coplayan polisleri vuracak kadar büyümeyi beklerken hep direniriz aslında. Ve her ne yapacaksak önce direnerek yapıyoruz. 

 

Kendi zamanında tarihselleşen kahramanlar

Ve direndikçe anlar tarih yazıyor, böylesi zamanlarda “tarih kişide, kişi bir tarihte gizleniyor.” Bu anlamda Efrîn insanı kendi zamanlarında tarihselleşen kahramanlar olabilmeyi başardı. Onlar; toplumsallıklarının acısını dindiren, mutlak yalnızlığa erişen bireyler oldu. Direnmek hayatın mayası, kimyası umut demiştik, evet, Efrîn direniyor. Buraları bırakıp gitmek varken, insanlar gitmiyor. 

 

Direnişi terk etmek, yaşamı terk etmektir Efrîn’de

BM’nin “YPG sivillerin Efrîn’den çıkmasına izin vermiyor” yalanına insanlar yine direnerek cevap veriyor. Boşuna “Gerçeğin nefesi eritir dağı, yalancının ateşi eritemez yağı” dememişler… Gidecek çok yer var ama direnişi terk etmek yaşamı terk etmek gibi anlaşıldığı için kimsenin içinden gitmek gelmiyor. Oğlu cephede savaşan anne, eşi mevzide olan kadın, abisi savaşta olan bir çocuk nereye gitsin? Sevdiğini bırakıp nereye gitsin? 

Yüreği büyük savaşçılar hayatının hepsini cendereye alan can alıcı bütün sorularını böylesi anlarda sormasını bilen ve cevabını hakkıyla verenlerdir. Hem kendisine hem de düşmanına. Öyle ki; kendi yüreğini kazanamayan bir savaşçı hiçbir şey kazanamazdı. Kendini fethedemeyen militan, düşmanın bir mevzisini bile fethedemezdi. Hangi dilde olursa olsun başkasına bir şey öğretmek isteyen kendini bilmeliydi. Bu seyirlik dünyada ham değildi yüreklerimiz. Som karanlıkta yalnız değildik hiçbirimiz. Onlarca bedenin ruhu aynı sesi duyabiliyordu ve ses direniş diyordu. 

 

İsyandan onur narasına... 

“Başkalarını ölümüne yargılamak isteyenler, önce kendilerini yargılamayı bilmelidir. Başkalarını savunmak isteyenler önce kendilerini savunmayı bilmelidir. Başkalarını özgür kılmak isteyenler de önce kendilerini özgür kılmayı bilmelidir. Böylece hiç özgür doğmamış çocuklarımızın belki de özgür doğma hakları bir gerçeklik halini alabilecektir.” 

Bu sözleri yaşam felsefesi haline getiren bir halk, sorularının hepsine cevap buluyordu artık… Kızılca kıyamet zamanıydı artık. Bu ülkede her ağıttan analar zılgıttan bir kız doğuruyor artık. İsyancı her baba, onur savaşçısı bir oğul bahşediyordu bu coğrafyaya. Ve şimdi bir ağıtı zılgıta dönüştürmenin zamanıydı. Ve şimdi bir isyanı onur narasına dönüştürmenin zamanıydı.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found