Cumartesi, May 25, 2019

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Langfristige Artikel

Box Link

Events

 PANO


Katledilişinin 46. yıldönümünde İbrahim Kaypakkaya'yı saygı ile anıyoruz.


 

 

 

 Zonema de Domane ma

 

   
   
   
   

  

Dersimzaza.com'dan kısa bir açıklama

Facebook'ta sitemizin ismi ile benzerlik taşıyan bazı sayfalar görülmektedir. Bu sayfaların sitemizle hiç bir ilgisi yoktur. Sitemizin www.dersimzaza.com adresi dışında internet üzerinde herhangi bir hesabı ya da sayfası bulunmamaktadır.

Kamuoyunun dikkatine sunulur.

Dersimzaza.com

 


 

Dil yarası aslında yürek yarası

 

 

 

Dil yarası aslında yürek yarası

 

Nurcan Baysal / Ahval

19 Şubat 2019

 

2013 yılında yazar Kejê Bêmal tarafından İstanbul’daki rehabilitasyon merkezlerinde yapılan bir araştırma anadili Kürtçe olan çocukların nasıl rehabilitasyon merkezine gönderildiklerini ortaya koymuştu. Kejê Bêmal’in İstanbul’da bir özel rehabilitasyon merkezi ziyaretinde karşılaştığı 13 yaşındaki Kürt çocuk Sibel şöyle söylüyordu: 

“Şey hocam ben artık asla Kürtçe konuşmak istemiyorum! Pis ve kötü bir şey. Kürtçe konuştum diye bana “deli” deyip buraya gönderdiler.”

Rehabilitasyon merkezine gönderilen bu Kürt çocuklara  ne oldu bilmiyoruz. O günden sonra bu konuda yayınlanmış bir araştırma da yok. Ama o gün bugündür Kürt çocukların anadilleri ile olan ilişkisinde en ufak bir ilerleme olmadığını biliyoruz  çünkü anadili temelli eğitim hala yok. Üstüne üstlük OHAL ilanı ve kayyım atamaları sonrası Kürt dili ve kültürüne dair her yer kapatıldı.

2006 yılında açılan ve 37 ilde şubeleri bulunan, Kürt dili ve lehçeleri konusunda on binlerce insana eğitim veren KURDİ-DER, Ankara’da kurulu KÜRD-DER  gibi dernekler kapatıldı. Uzun uğraşlar sonucu, Kürt belediyeleri tarafından kurulan anadil temelli çok dilli eğitim veren okul öncesi eğitim merkezleri kapatıldı.

Diyarbakır’da kurulan 5-11 yaş arasındaki çocuklara Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemanger İlkokulu ve Ali Heriri  İlkokulu kapatıldı. Yüksekova’da anadilinde eğitim veren Üveyş Ana İlkokulu kapatıldı. Yine Kürt kültürü ve edebiyatı konusunda önemli merkezlerden İstanbul Kürt Enstitüsü, Mezopotamya Kültür Merkezi, Kürt Yazarlar Derneği kapatıldı.

Kürtçe müzik ve sanat yapan Kürt kültürüne dair birçok merkez de bu saldırılardan payını aldı. DBP Belediyeleri bünyesinde kurulan onlarca kültür ve sanat merkezi kapatıldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncuları işten çıkarılarak bir nevi işlevsiz bırakıldı.

Kürt illerinde birçok yerde Türkçe, Kürtçe, Süryanice, Ermenice, Arapça dilleri kullanılan çok dilli tabelalar kaldırılarak, yerine Türkçe tabelalar asıldı. Kürtçe yayın yapan DENGE TV, JİYAN TV, VAN TV, ZAROK TV ve pek çok radyo 677 KHK ile kapatıldı. Yine Türkiye’de yayınlanan tek günlük Kürtçe gazete olan Azadiya Welat’ın yayınına  da KHK ile son verildi.

Kürtçe anadili eğitimi gittikçe uzak bir hayal gibi duruyor. Oysa anadilini bilmemek büyük bir yürek yarasına yol açıyor. 80’lerde “Vatandaş Türkçe Konuş, Çok Konuş” propagandasının yoğun yapıldığı yıllarda ilkokula başlayan bir çocuk olarak, öğretmenimin öğrettiklerinin izinde sadece kendim en iyi şekilde Türkçe konuşmaya çalışmaz, yakınımdakilerin de bu dili en iyi şekilde kullanmasını isterdim.

Okulda bana öyle öğretilmişti: Türkçe iyiydi, Kürtçe kötü. Türkçe konuşan iyiydi, Kürtçe konuşan kötü. Biz “iyi” çocuklar olarak ailemiz ve çevremize örnek olmalı, onların da “iyi” insanlar olmalarını sağlamalıydık. Ama şöyle bir sorun vardı: Okula hiç gitmemiş annem, hâlâ Türkçe-Kürtçe karışık konuşuyordu.

Annemin Türkçeyi iyi konuşamaması benim küçük dünyamda büyük bir probleme dönüşüyordu. Okul toplantılarına katılamıyor, hastaneye gidemiyordu. Okulda verilen eğitimin sonucu olarak hem Kürtçeden utanıyor, hem de Kürtçe konuşulmasından korkuyordum. Annem uluorta Kürtçe konuştuğunda başına bir şey gelecek duygusunu içimden söküp atamıyordum. 

Çözüm olarak annem güzel Türkçe konuşsun diye ona baskı yapıyordum. Sürekli annemin kelimelerini Türkçe’siyle düzeltiyordum. Bugün, düşünüyorum da annem için epey zor olmuş olmalı çocuklarından bu muameleyi görmek. Uzun yıllar boyunca, lise yıllarında bize yapılanları idrak edip aklım başıma gelene kadar, birçok Kürt çocuk gibi ben de anneme kendi kimliğini ve dilini unutması için baskı yaptım.

Anadilini bilmemek, anadilinden böylesine hoyratça koparılmak, anadilinin ve kimliğinin sürekli aşağılandığı bir ortamda büyümek, benim gibi birçok Kürt çocukta derin yaralar açtı. Dil yarası, sadece anne babalarımızla da değil, birçok yakınımızla ilişkilerimizde de belirleyici oldu.

Anadilinizi bilmeyince bir şeyler hep yarım kalıyor. Bir yandan amcanız, dayınız, neneniz, akrabalarınız hepsi var ama bir yandan aslında yoklar. Çünkü geçtiğiniz tek dilli ve tek kimlikli eğitim sistemi sonucu, artık onlarla aynı dili konuşmuyorsunuz. Aynı dili konuşmamak, gülerken ve ağlarken aynı sesleri vermemek, ilişkilerinize de bir mesafe koyuyor.

Bunca yıl geçti, Kürt çocuklar halen anadillerinde eğitim alamıyorlar. Dillerinin “kıymetsiz” olduğu kafalarına yerleştiriliyor. Türkçe'nin “daha iyi” olduğunu düşünerek büyüyorlar. Sadece dillerinden değil, bu dilin ait olduğu tüm evrenden utanıyorlar. Bugün Kürtçe’ye doğru politik ve entelektüel bir eğilim olmasına rağmen, Kürt çocukların dil algısı değişmiş değil.

Kürt çocuklar için Kürtçe hâlâ “köyün dili”, “evin dili”, kopulması, bırakılması gereken dil. Onların başına gelecekleri biliyorum. Ne olursa olsun, hayatları boyunca kendilerini “eksik” hissedecekler. “Yarım” kalacaklar. Eğer bu kopuş benimki kadar sert olduysa, “kimsesizlik” duygusu da onlara sık sık eşlik edecek. 

Ben ve benim dönemimdeki birçok çocukta, dil yarası hiç bitmeyen yürek yaramız oldu. Dilimiz yasaklandı, sadece Türkçe eğitim gördük de ne oldu? Bu ülkeyi daha mı çok sevdik? Daha mı çok aidiyet duyduk? Yoksa anamız babamızı anlamadığımız, nenemizle konuşamadığımız için daha mı çok lanet ettik?

Bugün 21 Şubat Dünya Anadil günü. Türkiye’de milyonlarca Kürt çocuk hala kendi dillerinden uzak tutulmaktalar. Bu çocuklar büyüyecek, dil yaraları hiç bitmeyen bir yürek yarasına dönüşecek. 

Not: Bu konuda Handan Çağlayan çok kıymetli bir kitap yazdı. Okumanızı tavsiye ederim: Handan Çağlayan, Aynı Evde Ayrı Diller (Kuşaklararası Dil Değişimi/Eğilimler, Sınırlar, Olanaklar Diyarbakır Örneği), DİSA Yayınları, Lîs Yayınevi, Nisan 2014.

 

 

 

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found