Çarşamba, Eylül 20, 2017

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Archiv

Diktatörlüğe dur demeliyiz

 

Diktatörlüğe dur demeliyiz

 

Ahmet Aydın

12. 04. 2017

 

16 Nisan’da; faşizm uygulamasına dayanan bu saltanat rejimini onaylıyor musunuz, onaylamıyor musunuz? Sorusunun sorulduğu bir ‘referandum’ yapılacak. Gerçek şu ki; mecliste oynanan oyunlarla gizlenmeye çalışılsa da; Erdoğan-AKP-MHP faşizmi, bu ‘referandum’u, demokratik olmayan koşullarda ve zorbalıkla halka dayatmıştır. Hedef, halkın; fiilen oluşturulmuş saltanat rejimine biatını sağlamaktır.

MHP lideri Bahçeli "referandum" önerisini ‘’fiili duruma hukuki yol aranması’’ yani yasaları fiili duruma uydurma gerekçesi ile getirmişti. Nitekim, Erdoğan Anayasayı askıya aldığını açıkça söylemiş ve pratikte de bunu göstermişti. Bu durum, halkın oylarıyla kabul edilecek ve Erdoğan-AKP iktidarının oluşturduğu rejimin meşruiyetini sağlayacak nitelikte ve biçimde bir anayasaya ihtiyaç doğurmuştu.

Yani açıkça deniliyor ki, Erdoğan ve AKP var olan anayasayı kendi politikalarına ve çıkarlarına uygun bulmuyorlar, bu nedenle toplum; Erdoğan ve AKP’nin istediği nitelikte bir anayasayı benimsemek zorundadır. Çok net, bir parti ve kişinin çıkar ve istekleri tüm topluma zorla ve hileyle dayatılıyor.

Deniliyor ki, ‘’var olan anayasa 12 Eylül darbesi’nin ürünü bir anayasadır, bu durumda getirilen anayasa değişikliğine karşı çıkmak, 12 Eylül darbesi anayasasını savunmak demektir’'. Bu savunu basit bir hokkabazlık numarasından öte bir anlam taşımaz. Öncelikle, 12 Eylül anayasası halkın neredeyse 40 yılı bulan mücadelesi sonucu önemli ölçüde aşılmış ve demokratik hak ve özgürlüklerin alanı bir hayli genişletilmiştir. En başta düşünce ve düşünceyi yayma ve örgütlenme özgürlükleri, ağır mücadeleler ve bedeller ödenerek büyük ölçüde geri kazanılmıştır. Keza Kürt halkı bu süreçte mücadelesiyle ulusal-demokratik haklar alanında önemli kazanımlar elde etmiştir. Kısaca, iktidar halkın mücadelesiyle adım adım geriletilmiş ve yasalar halkın demokrasi ve özgürlük talepleri doğrultusunda giderek demokratikleştirilmiştir. Şimdi Erdoğan-AKP iktidarı bu süreci tersine çevirmek istemekte ve halkın onlarca yıldır mücadeleyle kazandığı hakları ve özgürlükleri geriye götürmek istemektedir. Hatta bazı alanlarda hak ve özgürlükleri, 12 Eylül darbesinin bile yapmayı öngörmediği düzede geriye götürmeye çalışmaktadır. Örneğin, 12 Eylül darbesi, meclisi tümden işlevsizleştirmeyi, yargı-yasama ve yürütme erklerini tek elde toplamayı hedeflememişti. Ancak, AKP’nin dayattığı anayasa değişikliği, meclisi devreden çıkarıyor ve tüm gücü neredeyse mutlak bir iktidara sahip olan bir kişinin elinde topluyor.

"Referandum" sadece getiriliş amacı ve biçimiyle değil, aynı zamanda düzenlenme süreci itibariyle de anti-demokratiktir. Erdoğan tarafsızlık yemini ettiği halde, devlet olanaklarını kullanarak seçim kampanyası yürütmektedir. Dolayısıyla en başta ‘cumhurbaşkanı’ olduğunu iddia eden kişi, yasaları çiğnenmektedir. Bu durumda bir cumhuriyetten ve anayasal rejimin varlığından bahsedebilir miyiz?

Dahası devletin tüm olanakları AKP’nin emrindedir. Polis ve AKP milisleri açıkça hayır propagandası yapanlara saldırmaktadır. Yargı diktatörün emirleriyle hareket eden bir cezalandırma aracına dönüştürülmüştür.  HDP milletvekilleri, aydınlar, gazeteciler ve akademisyenler tutuklanmış, susturulmuş, işten atılmış; pek çok demokratik kitle örgütü ve basın kuruluşu kapatılmıştır. Fazlaca detaya girmenin bir anlamı yoktur, açık olduğu üzere; Türkiye ve Kürdistan OHAL koşulları içinde yönetilmektedir. Böylesi bir ortamda demokratik ve legal bir referandum düzenlenmeyeceği açıktır.

Tüm olanakların eşitsiz ve gayri hukuki bir biçimde ‘Evet’ için seferber edildiği koşullarda çıkacak bir ‘Evet’ sonucunun meşruiyeti ve yasal bir niteliği olamaz. Ancak çıkacak bir ‘Hayır’ sonucu fazlasıyla meşru olur. Çünkü böylesi bir sonuç iktidarın uyguladığı tüm baskı ve adaletsizliklere karşı konularak, halkın kendi hak ve özgürlüklerini koruma bilinci ve iradesi temelinde ve demokratik ve barışçıl mücadele yöntemleriyle elde edilmiş olacaktır. İktidarın yürüttüğü ‘Evet’ kampanyası ise hileli ve meşru olmayan bir kampanyadır. Yani aslında Erdoğan-AKP iktidarı bu referandumu demokratik değerler açısından daha başından kaybetmiştir.

İşin doğrusu, daha başından tüm demokratik muhalefet güçlerinin ortak hareket edip, bu referandum dayatmasını anti-demokratik ilan ederek, boşa çıkarmaları gerekiyordu. Ancak zorunlu ve zorlu da olsa bir seçim mücadelesine girişilmiştir. Bu da bir mücadele yolu ve yöntemidir. Tüm baskı ve anti-demokratik uygulamalara rağmen sandıkta faşist diktatörlüğe dur demek mümkündür.

Faşist diktatörlüğü durduramazsak ne olur?

15 yıllık süreçten, ancak özellikle son altı yıllık pratikten çok net olarak biliyoruz ki, faşist diktatörlük durdurulamazsa,  iyi şeyler değil, çok kötü şeyler olacak.  Kötü şeyler derken, ucu açık ve çok geniş bir çerçeve çizdiğimizin farkındayız. Bunun nedeni şudur, Erdoğan-AKP iktidarını diğer iktidarlardan ayıran en önemli özelliği, dayandığı sermaye sınıflarının niteliği ve siyasal İslam ideolojisi nedeniyle, güçlü bir kural tanımamazlık ve doymak bilmez bir zenginlik ve güç elde etme hırsına sahip olmasıdır. Erdoğan-AKP iktidarı bu yanı ile ancak hiçbir evrensel kural ve değeri tanımayan IŞİD ile kıyaslanabilir.

Öyle ki; Erdoğan-AKP’nin mutlak iktidarı koşullarında kendilerine oy vermiş kesimler dahil,  bırakalım hak ve özgürlükleri; hiçbir kesimin mal ve can güvenliği olmayacaktır. Bugünkü koşullarda bile Erdoğan’ı eleştirenler hakaret suçlaması ile tutuklandığına göre, yarının güçlü ‘saltanat ve hilafet’ günlerinde Erdoğan’ı eleştirmenin cezası ölüme bile varabilir.

Faşist diktatörlüğün pekişmesi sadece Türkiye sınırları içindeki insanların değil; aynı zamanda Ortadoğu ve Avrupa toplumlarının güvenliği açısından da ciddi tehlikeler oluşturacaktır. Erdoğan-AKP iktidarı ucunda ganimet olan her çatışma ve savaşa katılmak için can atmaktadır. Hatta savaş kışkırtıcılığı yapmaktadır. Bunu en son ABD’nin Suriye’ye karşı düzenlediği saldırılar sürecinde gördük. Erdoğan-AKP iktidarı bu saldırıları sevinçle karşılamış, hatta yetersiz bulmuştur. Anlaşılıyor ki, Suriye’de yaşanmış olan felaketi yetersiz buluyorlar ve orda kalmış olan son nüfusun da yok olması için çalışıyorlar.

Kısacası Erdoğan-AKP iktidarının güçlenmesi daha fazla zulüm, daha fazla savaş ve kan demektir. Bu canavarlar şimdi durdurulursa, daha fazla insanın acı çekmesi ve daha fazla kanın dökülmesi bir ölçüde de olsa engellenir.

Erdoğan-AKP iktidarı, 7 Haziran 2015 genel seçiminde istediği mutlak iktidar çoğunluğunu kazanamamıştı. Tüm saldırı ve katliamlara rağmen başta Kürt halkı olmak üzere, demokrasi güçleri iktidara bu fırsatı vermemişlerdi.  Erdoğan-AKP iktidarını 16 Nisan referandumunda da durdurmak mümkündür.

İnsan onuruna sahip her kesin sandığa gidip ‘Hayır’ oyu vereceğine ve faşist diktatörlüğe dur diyeceğine inanıyoruz.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found