Cumartesi, Aralık 07, 2019

Platzhalter roof5

 

Arama-2

Archiv

Suud-Türk ortaklığı bir savaş narası mı?

 

Suud-Türk ortaklığı bir savaş narası mı? 

Fehim Taştekin / Al Monitor

10 Mayıs 2015

 

Türkiye, Suriye krizinin epeyce derinliklerinde ama İdlib’in Nusra Cephesi liderliğindeki Fetih Ordusu’nun eline geçmesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) tampon bölge oluşturmak için savaşa gireceği iddiası seçim sath-i mailinde bomba etkisi yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Sekreteri Gürsel Tekin, 7 Mayıs’ta hükümetin seçimi iptal ettirebilmek için ülkeyi savaşa sokacağına dair spekülasyonların yayıldığı hassas bir süreçte “Türkiye bu akşam (perşembe) ya da cuma günü yapacağı askeri bir operasyonla Suriye’ye girecek” iddiasını ortay attı. Bu bilgiyi çok sağlam bir kaynaktan aldığını belirten Tekin, “Sayın Başbakan’a sesleniyorum: Çıkın ‘Böyle bir çılgınlık yok. O iddia yanlış’ deyin, beni yalanlayın” diye hükümete seslendi. Hükümet saatlerce suskun kalınca iddia epey heyecan yarattı.

Savaş gündemi meydanlara da taşındı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Tunceli mitinginde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi Suriye ile savaşa sokmak için elinden geleni yaptığını söyledi.

Sonunda cumhurbaşkanı ya da başbakan değil Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, o da gazetecilerin sorusu üzerine, “Kaynaklarını açıklasın, biz kaynaklarını tekrar gözden geçirmesini tavsiye ediyoruz kendisine” diyerek Tekin’i yalanladı. Ancak bu, Erdoğan’ın 400 milletvekili çıkaramayacağı seçimi iptal ettirmek için savaşa gireceğine dair korkuları gidermeye kâfi gelmedi.

Tekin’in iddiasına gelinceye kadar bu korkulara temel teşkil eden bazı gelişmeler yaşandı. Suudilerin finanse ettiği silahlar ile yabancı militanların Suriye’ye sokulduğuna dair görgü tanıklarının verdiği bilgilere ilaveten TSK’nın sınırlara yığınak yapması Türkiye’nin iç savaşa dahlinin arttığının göstergesiydi.

Al-Monitor’un edindiği bilgilere göre İdlib ve Cisr eş-Şuğur’daki çatışmaların alevini arttıran silah ve militan geçişlerinde Hatay’a bağlı Güveççi, Kuyubaşı, Hacıpaşa, Beşaslan, Kuşaklı ve Bükülmez köylerinde askerlerin gözetimindeki ‘illegal’ geçişler kullanıldı. Peki, bu hareketlilik Türkiye’nin bir vekâlet (proxy) düzeni içerisinde tarafı olduğu bir savaşa bizzat kendi askeri güçleriyle gireceğine delalet eder mi?

Askeri yığınağın yapıldığı yerlerin başında gelen Hatay’ın sınır bölgesinde askeri bir kaynak, Al-Monitor’a sınır ötesi harekât için herhangi bir hazırlığın olmadığını söyledi. Kaynak İdlib’in düşmesi öncesinde TIR’larla Suriye’ye sevkiyatın yapıldığı Yayladağı-Altınözü civarındaki durumla ilgili “Askeri bir operasyonla ilgili bilgimiz yok. Böyle bir hazırlık da yok. Tek hareketlilik Türkiye’den çalınan otomobillerin Suriye’ye geçirilmesini önlemek için hendekler kazılmasıyla ilgili. Sınırdan geçirilen çalıntı araç sayısı çok artınca böyle bir önlem alındı. Askeri harekât planlaması olsaydı geçişleri kapatan bu hendekler kazılır mıydı? Son günlerin tek hareketliliği bu” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve eski Kamu Güvenliği Müsteşarı Murat Özçelik ise Al-Monitor’a “Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın orduyu Suriye krizine sokma yönünde niyetleri olabilir. Epey zamandır ordu üzerinde baskı olduğunu biliyoruz. Sızan ses kayıtları sayesinde Dışişleri Bakanlığı’nda Süleyman Şah Türbesi ile ilgili toplantıda konuşulanları öğrendikten sonra bizde de olağandışı gelişmelere karşı bir hassasiyet oluştu. Birtakım duyumlar üzerine bu niyetlerin deşifre edilmesi gibi bir durum sözkonusu. Ancak ordudan Suriye’de savaşa girme hazırlığın olduğunu söyleyemeyiz” dedi.

Hatay’da seçim çalışmalarını yürütün CHP Milletvekili Mevlüt Dudu da Al-Monitor’a “Olağanüstü bir durumla karşılaşmadım. Ancak buna rağmen insanlar savaş çıkacak diye korkuyor. Halk çatışmalardan dolayı zaten huzursuzdu, savaş çıkacağına dair haberlerle iyice tedirgin oldu” derken sınır bölgelerindeki gelişmeleri yakından takip eden CHP’li Meclis Dış ilişkiler Komisyonu Üyesi Mehmet Ali Ediboğlu şunları söyledi:

“İki aydır sınır bölgelerine askeri sevkiyat yapılıyordu. Malum daha sonra İdlib düştü. Çatışmalar sınırdan 15 km ötede yaşanıyor. Türkiye’nin Suriye’deki savaşı girme ihtimali bir elbette var; zaten Yayladağı’ndan Hacıpaşa’ya kadar sınır askerlerle dolu. Ordu emir aldığında girer. Ama Suriye değil Musul operasyonu için Irak’a girilmesi daha muhtemel. Ordu, Türkiye’nin Suriye politikasından memnun değil. Askerler çok rahatsız. Ben böyle bir savaşa girileceğini düşünmüyorum, bu o kadar basit ve kolay değil.”

Belki Türkiye’nin savaşa girmesi kadar olmasa da uzun vadede daha tehlikeli riskler arz eden vekâlet savaşını körükleme konusunda Ankara’nın Suudilerle yakaladığı momentum sır değil. Erdoğan, 28 Şubat-2 Mart’ta Riyad’a yaptığı ziyaret sırasında görüştüğü yeni Kral Selman ile Suriye’de muhaliflere desteği sonuç almayı hedefleyecek şekilde arttırma konusunda anlaştığı bilgisini gazetecilerle paylaşmıştı. Bu mutabakat Türkiye’nin Yemen’deki operasyona desteğine karşılık Suudi Arabistan’la Suriye’de rejime karşı güç birliğini ve daha geniş çerçevede İran’ın etkisini kesmek için blok oluşturmayı öngörüyordu.

Bu mutabakattan sınırda hareketliliğin artması tesadüf olamaz. Ki bu hareketliliği İdlib’in düşüşü izledi. İddiaya göre Suriye’deki gelişmeler Hatay’da Amerikan ve Türk istihbarat yetkililerinin de güdümündeki ‘Antakya Operasyon Odası’ndan yönlendiriliyor. Ediboğlu bu konuda ulaştığı bazı bilgileri Al-Monitor’la şöyle paylaştı: “Savaşın buradan koordine edildiği doğru. Antakya Operasyon Odası belli bir noktada bulunmuyor. Toplantılar iş için bazen oteller kullanılıyor. Bu konuda yetkililere uyarılarımız oldu. Şimdi bu toplantıların istihbaratın koruması altında bir binada yapıldığına dair bilgiler var. Ama birden fazla noktadan bu işi yürüttüklerini söylemek mümkün.” Antakya Operasyon Odası kuzey cephesini idare ederken benzer şekilde güney cephesiyle Ürdün’deki Güney Operasyon Odası ilgileniyor.

Kuzey cephesine askeri yardımların akmaya başlamasına paralel olarak Türkiye’nin başından beri önerdiği tampon ya da güvenli bölge formülü de yeniden gündeme geldi. Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Suriye’nin bir bölümünün uçuşa yasak bölge ilan edilmesi için BM Güvenlik Konseyi’ne başvurdu.

Ve nihayet İdlib’te rejim güçlerine karşı kullanılan TOW füzeleriyle kendini ele veren Türk-Suud ortaklığına dair Suriyeli muhaliflerden de itiraflar gelmeye başladı. Obama yönetiminden destek aramak için Washington’a giden Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca, Suudi Arabistan’ın desteklediği güney cephesi ve Türkiye’nin desteklediği kuzey cephesine eşzamanlı olarak gelen silah yardımlarının arttığını söyledi. Hürriyet’e konuşan Hoca “Silah yardımlarını artırmaları son savaşa yansıdı. Esad çekiliyor şu anda” dedi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Pentagon yetkilileriyle görüşen Hoca, çok önemli bir dönüm noktasından geçildiğini, İdlib’in ardından hedefin önce güvenli bölgeler oluşturmak sonra da Şam’ı kuşatmak olduğunu söyledi.

Bu gelişmelerin Cenevre’de alt düzeyde başlayan üçüncü tur görüşmelerin öncesinde yaşanıyor olması da önemli. Taraflar son dört yılda, öncesinde mutlaka bir büyük katliam ya da feci bir ifşaatın patlak verdiği tüm kritik toplantılarda olduğu gibi Cenevre’de kurulan masaya eli güçlü bir şekilde gitmek istiyor. Cenevre yaklaşırken Esad yönetimi Halep başta olmak üzere hem kuzey hem güney hem de orta cephede önemli mevziler elde etmişti. Suud-Türk ortaklığı Esad lehine şekillenen dengeyi tersine çevirmiş oldu. Bütün bu denge hesaplarının ötesinde savaşı kızıştırma hamleleri Türkiye’yi de askeri bir maceranın içine çeker mi? Konuyu takip eden birçok kişinin ortak görüşü “fren ve denetim mekanizmaları fena halde dağıtılan bir ülkede eğer bu olmayacaksa askerlerin teknik gerekçeleri sayesinde olmayacak’ fikrini paylaşıyor. O teknik gerekçelerin başında ‘Türkiye girerse çıkamaz’ ve ‘savaş tüm bölgeye yayılır’ itirazı geliyor.

Leave your comments

0
terms and condition.
  • No comments found